Grup Yorum, Atatürk'e karşı mı?

196 gönderiden 1 - 30 arası gösteriliyor.
Gönderi 1
Deniz yazdı07 Mart 2009, 12:22'da
Anladığım kadarıyla yorum ve yorumcular Atatürk ü sevmiyolar. Bunun nedeni nedir?
Tüm dünyanın, en büyük devrimcilerinden biri olarak kabul edilen Atatürk, yorumcuların gözünde devrimci değil mi?
Gönderi 08 Mart 2009, 09:15'da silindi
Gönderi 3
1 yanıt
Deniz yazdı09 Mart 2009, 10:36'da
nasıl ne devrimi ya :) ilkokula filan gitmedin galiba.
mesajımın sonuna eklerim hangileri olduğunu. hoş google a yazsan bulurdun.
Öncelikle devrimin anlamına bakalım.

Devrim:Belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik.

Aşağıda okuyacağımız, Atatürk ün yaptığı şeylerde bayağı büyük değişiklikler. Hem de o yıllara göre bence çok iyi.

peki siz kendinize devrimciyiz diyorsunuz ya, siz ne devrimi yaptınız? bende onu bilmiyorum işte. hep lafta devrimcisiniz bence. Yaptığınız bişey yok.

Bazılarının Atatürk ü ağızlarına sakız yaptığı gibi, sizde Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi kişileri sakız yapmış, ortalıkta devrimciyiz diye dolaşıyosunuz.

Fikrimi değiştirmenizi istiyorum.


ATATÜRK DEVRİMLERİ

Siyasal devrimler
* Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
* Türkiye'nin Yeniden İdari Teşkilatlanması (1921, 1924, 1930)
* Ankara'nın Başkent Olması (13 Ekim 1923)
* Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
* Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
* Çok Partili Rejim Denemeleri (Serbest Cumhuriyet Fırkası, 1930)

Toplumsal ve Sosyal Alanda Yapılan Devrimler
* Kadınların Erkeklerle Eşit Haklara Sahip Olması(1934)
* Şapka ve Kıyafet Devrimi (Şapka Kanunu), 28 Kasım 1925)
* Lâkap ve Unvanların Kaldırılması (26 Kasım 1934)
* Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)
* Miili Bayramlar ve Genel Tatiller (27 Mayıs 1935)
* Milletlerarası Takvim ve Saatin, Yeni Rakamların Kabulü ve Ölçülerde Değişiklik (26 Aralık 1925 - 26 Mart 1931)
* Tekke ve zaviyelerin kapatılması (30 Kasım 1925)

Eğitim ve kültür alanındaki devrimler
* Millet Mekteplerinin Açılması (1920)
* Öğretimin Birleştirilmesi (3 Mart 1924)
* Medreselerin Kapatılması (1926)
* Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun (1926)
* Harf Devrimi (1 Kasım 1928)
* Güzel Sanatlarda Yenilikler(1928)
* Türk Tarih ve Dil Kurumlarının Kurulması (12 Nisan 1931, 12 Temmuz 1932)
* Dil Devrimi
* Üniversite Reformu (1933)
* Üniversite Öğreniminin Düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
* Köy Enstitüleri (17 Nisan 1940)

Ekonomi Alanında devrimler
* İzmir İktisat Kongresi (1923)
* Aşar(Öşür) Vergisinin Kaldırılması (17 Şubat 1925)
* Çiftçinin Özendirilmesi(1925)
* Örnek Çiftliklerin Kurulması (1925)
* Tarım Kredi Kooperatifleri'nin Kurulması (1925)
* Kabotaj Kanunu (1 Temmuz 1926)
* Sanayi Teşvik Kanunu (28 Mayıs 1927)
* Toprak Reformu (1929)
* I. ve II. Kalkınma Planları (1933, 1937)
* Yüksek Ziraat Enstitüsü'nün Kurulması (1935)
* Ticaret ve Sanayi Odalarının Kurulması (1935)

Hukuksal devrimler
* Mecellenin Kaldırılması (1924 - 1937)
* Medeni Kanun (1924 - 1937)
* Türk Ceza Kanunu (1926).
* Yeni Anayasanın Kabulü (1924)
* Teşkilat-ı esasiye Kanunu (1921)
* Şer'iyye Mahkemelerinin Kapatılması (1924)
Gönderi 09 Mart 2009, 14:56'da silindi
Gönderi 5
WAHWUT yazdı10 Mart 2009, 09:39'da
işte bazı kendini bilmezin lafına inanıp burda suclu olmayan devrim atesini körükleyen gruba taslamalar yapıyorsunuz devrimci her insan atatürk ün izinden gider grup yorum amacnı bilenler zaten bunuda bilirler... sehit olan askerlerimiz için konser verdiklerini ve bu konserde toplanan parayı mehmetcik vakfına bagısladıklarını biliyor musunuz ? ayrıca aykut grup yorumun demeclerini ii oku it diye tabir edilen askerler degil ülkeyi satan komtanlar için kullanıldı... yapuılan bütün sarkılarda devrimin ana konusu ve devrim ugruna bas koymuş insnalrın ve ezilen halklar konu alınmıştır ilk devrimi geceklestiren .M.KEMAL ATATÜRK 'tür hiç bir zaman bu konu ele alınamaz alınmasıda yanlıştır kendini bilmezlerin yaydıgı haberlere inanmayın... birde eger M.KEMAL ATATÜRK 'ü bu kadar seviyorsanız (sevemeyen devrimci yok tur) bu devrime bas koymuş grup yoruma neden hayran oldunuz... lütfen grubun amacını ögrenip öle düşüncelerimizi yazalım... devrimin yaygın ateiyle hepinizi selamlarım...
Gönderi 6
1 yanıt
Gökhan yazdı10 Mart 2009, 12:23'da
grup yorum değilmidir konser verip cirosunu mehmetçik vakfına bağışlayan!!

ya arkadaşlar saptırdığız bir konu var... atatürk'ü komünistlikle faşistlikle tartışmak aymazlıktır...çünkü atatürk komünizmi sosyalizmi düşünecek bir tabakadan gelmiyor....
Gönderi 10 Mart 2009, 12:39'da silindi
Gönderi 8
Deniz yazdı10 Mart 2009, 12:45'da
Pardon arkadaşlar, her hangi bir konuyu saptırmak istemedim.
Sadece düşüncelerinizi merak ettim, siz grup yorum hayranlarını tanımak istedim.

Bu sayfada ne işiniz var filan demişsiniz de, grup yorumun kimi şarkılarını çok seviyorum. Ama komünist de değilim.

Şarkılarını herkese dinletiyo olabilmeside çok güzel bir iş bence.

Teşekkürler cevaplarınız için.
Gönderi 9
1 yanıt
Özgür yazdı10 Mart 2009, 13:02'da
en büyük devrimci dedigin atatürk burjuva devrimi yapmıştır.biz burjuva devrimi peşinde degiliz yorumu dinledigin için sevindim yerinde olsam hep dinlemeye devam ederdim.
Gönderi 10
Gökay yazdı11 Mart 2009, 07:01'da
ben grup yorum dinlerim dinlemeyede devam edecegim bu yorumumu yazarkende uzatın ellerinizi dinliorum :dd neyse gelelim konuya grup yorumun ATATÜRK e veya onun dewrimlerinin karşısında oldugunu düşünmüorum aksine ve inadına ülkede cezalara captırılmaları suclamalara ugramalarına ragmen bu yolda yürümüş dewrim için ellerinden gelenide yapmaya dewam edeceklerdir.Son olarak ATATÜRKÜN ne dewrimi yaptıgını hala anlayamanyalara diyecek bişeyimiz youk acık bi cvp : gercek KEMALİZM araştırsın görsün ve anlasın .. TÜM ATATÜRK DEWRİMCİLERİNE SELAMLAR OLSUN ...
hakan'in gönderisi konu dışı olarak işaretlendi.Gönderiyi Göster
Gönderi 11
hakan yazdı11 Mart 2009, 10:14'da
12 Eylül darbesi, geçici olarak burjuvazinin krizine derman olurken, devrimciler başta olmak üzere halka karşı büyük bir terör hareketi de başlattı. Cunta, kendi şablonlarına uymayan kişi ve kurumları, fiziksel olarak ya yok ediyor ya da rehabilitasyon için hapishanelere dolduruyordu.

Aynı günlerde, halkı savunmak için en önde mücadele etmesi gereken sol hareketlerin büyük bir bölümü; yenilginin ve teslimiyetin teorilerini yapıyor, bir kısmı da yurtdışına çıkmayı tercih ediyordu.

Ülke suskundu. Yüreğiyle, kopmaz bir bağla devrime bağlananlar ise dağlarda, hapishanelerde ölüyor, cuntaya teslim olmuyordu. Çıkan tek ses, dört duvar ardında ölüme direnenlerin sesiydi.

Darbenin etkisi sadece fiziksel olarak yaşanmıyordu. Cunta, halkın değerlerine ve yaşam biçimine de el atmıştı. Yepyeni bir kuşak, yepyeni bir kültürle ve ahlakla yetişiyordu: Düşünmeyen, üretmeyen, korkan, sinen bir kuşak... Kültürel ve sanatsal faaliyetlerde yapılacak olan müdahaleler, cuntanın hazırladığı yeni şekillenme dönemi için önemli bir silahtı. Cunta, bu alanı da tepeden tırnağa restore etmek için kolları sıvamıştı. Önce okullardan başladılar, ardından sanatçı ve aydınlara sıra geldi. Kimini tutukluyor, kimine gözdağı veriyor, korkutuyordu. Bu dönemde aydınlar ve sanatçılar tarafsızlaşıp yanıbaşında olup bitene seyirci kalmaya başladı. Kısa süre içerisinde de dönen çarkın bir parçası oldular. Söylenene bakılırsa pekçoğu hala "demokrat"tı.

Kısacası, halk, kendi kültürüne sanatına yabancılaştırılıyor, emperyalizmin yoz değerleriyle, sanatıyla, medyanın da yardımıyla vurdumduymaz, umursamaz bir kitleye dönüşüyordu.

Hep böyle süremezdi. Birileri bu gidişe "dur" diyecekti. Belki, belki küçük bir ses olacaktı ama büyüyeceği kesindi. Hapishanelerden yükselen direniş çağrısını önce analar aldı. Çağrı yayıldı. Artık yol açılmıştı.

Grup Yorum, işte böyle bir dönem yaşanırken kuruldu. "Eylül karanlığında ışık, suskunluğa ses olmak istedik. Kendimizi ifade biçimiydi müzik. Kardeşliğin, eşitliğin, paylaşmanın düşüyle düştük bir uzun yürüyüşe. Sevgi bizimle, umut bizimleydi. Sömürüsüz ve özgür günlerin özlemi bizimle..." Çıkışımız bir bakıma 12 Eylül'e bir tepki niteliğindeydi ama orada kalamazdık, kalmadık da. Zaten durağan hiçbirşeyin yaşama hakkı yoktur. Gelişim kaçınılmazdır. Gelişim sancılar yaratsa da gelişmeyen yok olur, ölür.

Gelişmeli kökleşmeliydik. Her alanda, her yerde. Düzenin karşısına halkın demokratik kültürünü ve sosyalist tarihsel birikimini, kuramlarını dayanak alarak yeni bir müzik, yeni bir tarz yaratmayı amaçladık. Üretimlerimizin, halkı içinde bulunduğu dönemin karamsarlığından kurtarıp, onlara mücadele bilinci taşımasını istedik. Statükoları ve kalıpları yıkmayı amaçladık. Ticari kaygılardan uzak olmalıydık. Özellikle o dönemde yaşanan arabesk furyası, zaten çeşitli sıkıntılarla savrulan insanlarımıza kaderine mahkum olmayı öğütlüyordu. Biz, oturduğu yerden kaldıran, silken, coşku veren, motive eden şarkıların üreticisi olmayı hedefledik. Geçen bunca zaman içerisinde bunu başardık diyebiliriz.

Ekmekten aşka ve kavgaya kadar halkımızın bütün sorunlarını müziğimize katmaya çalıştık. Düzen, bireyciliği dayattıkça biz kolektivizmi ve paylaşmanın erdemini savunduk. Bugüne kadar yüceltilen burjuva sanatçı kişiliğine darbeler vurduk. İşe doğal olarak kendimizden başladık. İsimleri, kişileri değil Grup Yorum'u öne çıkardık. Kendi alanımızın koşullarını yorumlayarak populizm, elitizm türünden her türlü sapmaya tavır aldık.

Egemenlerin bizden çaldığı tarihsel mirasımızın peşine düştük. Onların ışığında yeniyi yaratmaya yöneldik. Hep bizim olan ama hep gelişen türkülerin sevdasını güttük ama kuşkusuz bunu tek başına bir "müzik grubu" olarak yapsaydık bugüne kadar yaşadığımız baskıların zerresini yaşamazdık. Yada ilk zorlukta parçalara ayrılırdık. Biz bu görevi devrimci mücadelenin bir alan faaliyeti olarak kavradık. Müziğimizi sınıfsal olarak ele alıp, onu, ezilen sınıfların mücadelesine sunduk.

İşte Grup Yorum'un düzen açısından tehlikesi bundandır. Sözümüzle, tek tek her notamızla ezilenleri devrime çağırdık. Yani uyuyan devi uyandırma aşamasında tartışılmaz bir pay sahibi olduk. "Tehlikeli" oluşumuz bundandır. Düşüncelerimizin, söylediklerimizin ardında durduk.

Kültür ve sanat sınıfsal bakış açısı ile değerlendirilmelidir. Bütün kültürel-sanatsal değerler bir sınıfın damgasını taşır, ait olduğu sınıfın yararınadır. Tıpkı ekonomi gibi, devlet, hukuk gibi rehberi siyaset olan sanat da sınıfsal bir şekillenme içinde yerini alır, belli bir sınıfın duygu ve düşüncelerini yansıtır. Yani ezen sınıfa yada ezilen sınıfa hizmet eder. Biz zor olanı seçtik. Ezilenlerden yana olduk.

Elbette sosyalist öğretiye benimsemek, halkın çıkarlarını savunmak, sanatı devrimci bir araç olarak kullanabilmek için yeterli sayılmaz. Muhakkak ki sosyalist ögretiyi benimsemek ve halkin çikarlarini savunmak, sanati devrimci bir araç olarak kullanabilmek için yeterli sayilamaz. Emekçi yığınların arasından çıkarak toplumsal gelişme dinamikleri içinde yeralabilenler devrim için sanat yapabilirler.

Kurulduğumuzdan bu yana tavizsiz, ilkeli bir şekilde sanatsal faaliyetlerimize devam ediyoruz. Yeniyi yaratma çabası içerisindeyken de hem sanatsal, hem eylemsel bir çok ilke imza attık. İlk olmanın, karşı koymanın bedelleri vardır. Bunu biliyorduk ve ilk olmanın bedellerini ödedik, ödemeye devam ediyoruz. Yaşadığımız her günün bedeli fazlasıyla ödenmiştir.

İlk tutukluluğumuz 1988 yılında, bir konserde söylediğimiz Kürtçe türküden dolayı yaşadık. Bu türkü, 12 Eylül sonrasında söylenen ilk Kürtçe türküydü. Bugün bizi eleştirenler önce bunu öğrenmelidir. O kapıyı da biz açtık.

Sonra Mersin... Bütün Yorumcular tutsak düştü ama dışarıda Grup Yorum konserlerine devam etti. Kaç kere gözaltına alındık, kaç kez tutsak düştük, kaç kez işkence gördük artık biz de sayısını bilmiyoruz. Nasıl böyle direndiğimiz merak ediliyor? Ektiğimiz fideler tuttuğu için. "Türküler Susmaz Halaylar Sürer" sloganının anlamı da budur.

Hak arama mücadelesinin içinde yer aldığımızı hep söyledik. Bunun için işçilerin memurların, öğrencilerin ve gecekondu halkının hep yanında olduk. Onlarla birlikte direndik. Kendi hakkımız için de direndik. Çalışmalarımızı başından bu yana sürdürdüğümüz Ortaköy Kültür Merkezi'nin kapatılması, çalışmalarımızın engellenmesi ve konserlerimizin yasaklanmasını protesto etmekk için 1995 yılında CHP İstanbul İl Merkezi'ni işgal ettik. Yalnız ülkemizde değil, dünyada bir ilktir bu eylem. Grup Yorum, sadece şarkılarıyla değil, herşeyiyle hesap soracak bir yüreğe sahiptir.

Kar Makinası yol açıyor...

Zaman içerisinde açtığımız yolda yeni gruplar oluştu. Şu anda bu grupların bir kısmı fiilen çalışmalarını sürdürmüyor olsa da bizimdir, kolektivizmimizin içerisindedir. Ankara'ra da Grup Ekin, İstanbul'da Özgürlük Türküsü, Diyarbakır'da Koma Berfin, İzmir'de Günışığı, Adana'da Nisan Güneşi, Samsun'da Karadeniz bunlardan birkaçıdır. Yenileri de çıkacaktır.

Grup Yorum yol açmaya devam ediyor. Üreterek, albüm yaparak, ülkemizde ve dünyanın pek çok yerinde konserler vererek, haklar ve özgürlükler mücadelesinin içerisinde kimi zaman şarkı söyleyerek, kimi zaman pankart taşıyarak yolumuza devam ediyoruz. Bunların yanısıra devrimci sanatçı tavrımızla örnek olmaya yol göstermeye devam ediyoruz. Demokratik kitle örgütlerinin, derneklerin etkinliklerine katkı sağlamak, dayanışma gecelerine katılmak, devrimci sanatçı duyarlılığımızla olmamız gereken yeri bilerek devam ediyoruz.

Bütün bu saydıklarımız bizi, susturulması emredilen, tehlikeli görülen müzisyenlerin yeraldığı MGK listelerinde birinci sıraya koydu. Onur duyuyoruz. Baskının olduğu yerde en meşru olanı, direnmeyi seçtik ve baskı sahipleri tarafından hedef gösteriliyoruz. Bundan daha zorlu ve onurlu birşey olabilir mi?

Yıllarca çalışmalarımızı engellemek, bizi susturmak için herşeyi denediler. Tutsak düştük, işkence gördük, yasaklandık, sınırdışı edildik. Hiçbiri ama hiçbiri tutmuyor, tutmayacak. Hiçbir karar bizi yolumuzdan döndüremez. Shakespeare, "bir ulusun türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan daha güçlüdür" diyordu. Yasaları yapanlar, Grup Yorum adını duyduklarında "izin vermeyin, gözaltına alın, işkence yapın, tutuklayın" diyor. Bize güvenenleri, bizlerle yola çıkanların güvenini boşa çıkartmayacağız. Bize inananları utandırmayacağız. Kazanana dek inandıklarımızdan zerrece taviz vermeden yolumuza devam edeceğiz.

GRUP YORUM
2004.05.25

hakan'in gönderisi konu dışı olarak işaretlendi.Gönderiyi Göster
Gönderi 12
hakan yazdı11 Mart 2009, 10:14'da
Yorum, Türkiye'de 1980 yılında gerçekleşen askeri darbeye ve sonrasında halka uygulanmaya çalışılan depolitizasyon ve sindirme politikalarına tepki amacıyla, 1985 yılında üniversite öğrencileri tarafından İstanbul'da kuruldu. Başlarda, Ruhi Su, Mahzuni Şerif, Inti Illimani, Victor Jara, Quilapayun ve Theodorakis'ten etkilenen grup, doğduğu coğrafya olan Anadolu topraklarının ve onun üzerinde yaşayan halkların sesini, devrimci-sosyalist bir müzik anlayışıyla duyurmaya başladı. Yorum, kısa süre içerisinde muhalif duyarlılığın, haklar ve özgürlükler mücadelesinin vazgeçilmez bir ismi oldu.

1987'den başlayarak hemen her yıl bir albüm çıkaran, Türkiye'de ve Avrupa'da her yıl onlarca büyük konser veren grup, bunun dışında yüzlerce kitle eylemine, sokak gösterisine, greve, fabrika ve üniversite işgaline katıldı. Grup üyeleri bu örgütlü-devrimci-eylemci yapı ve müziklerinin içerik ve sunumundaki muhalif çizgi nedeniyle pek çok gözaltı, tutuklama ve yasaklama ile karşılaştı. Güvenlik güçleri tarafından cd ve kasetleri dahi kurşunlanan grubun pek çok üyesi, onlarca kez işkence gördü, on yıllara varan hapis cezaları aldı. Bütün bunlar, grubun çalışmalarını ve ilerleyişini durduramadı.

Yorum, Türkçe dışında, Anadolu’da konuşulan Kürtçe, Arapça, Çerkesçe dillerinde de şarkılar söylüyor… Bu dillerin özgürleştirilmesi mücadelesine katılıyor.

Anti-faşist ve anti-emperyalist mücadele, hapishane katliamları, doğal afetlerin yarattığı yıkımlar, emperyalist savaşlar, ölümler, aşk, erdem ve özgür bir dünyaya duyulan özlem gibi konular grubun şarkı sözlerini şekillendiriyor. Grup, gerek ülke ve dünya gündemine bağlı, gerek kendi iç dinamikleri ile uyumlu olarak gelişim gösteren müzikal yapısıyla, içerdiği zenginlikler ve renkleri çoğaltıp kapsayıcılığını artırırken, ana çizgisini bozmuyor; artık kendisiyle özdeşleşen "Yorum tarzı" da pek çok yeni müzisyene ve gruba öncülük ediyor. Yorum, müziğinde mey, bağlama, kaval gibi yerel çalgıların yanı sıra, başta gitar olmak üzere keman ve obua gibi pek çok yerel olmayan çalgıyı da kullanıyor. Solo ve koro vokallerin baskın olduğu müziğinde, sağlam ritim kompozisyonlarına ve akıcı ezgilere yaslanıyor. Folk-rock olarak değerlendirilebilecek bu müzik; ülkenin yerel folk şarkılarından Akdeniz ezgilerine, Latin Amerikalı marşlardan 'rock'a kadar tınılar barındırıyor.

Gerek yaptığı müzik, gerek üstlendiği görev ve taşıdığı sorumlulukla, pek çok konuda bir ilk olan, bütün yasaklara rağmen her yıl yüz binlerce dinleyicisiyle buluşmayı başaran, albümleri seri halinde satmaya devam eden, hakkında araştırma yazıları ve kitaplar yayımlanan, basının "Hapishane Şarkıcıları" ve "Kar Makinası" ismini taktığı Yorum; dünya devrimci müziğinin önemli isimlerinden biri olarak umutlu şarkılar söylemeye devam ediyor.
2006.12.22

hakan'in gönderisi konu dışı olarak işaretlendi.Gönderiyi Göster
Gönderi 13
hakan yazdı11 Mart 2009, 10:15'da
Müziğimiz Devrimcidir
Daha önce yayınlanan "artık çağdaş halk müziği demiyoruz" adlı yazımızla, müziğimizle ilgili olarak başlattığımız tartışma birçok yönüyle hemen her sanat dalını da ilgilendirmektedir. Bu tartışma yaşamın bütün alanlarında burjuva ideolojisinin belirleyiciliğinde şekillenen kültürel yozlaşmaya ve bunun sanat alanındaki biçimlenişine karşı, devrimci ideolojinin hem teorik alanda, hem de pratikte kendini yeniden üreterek, ileriye doğru atılması ve ufkunu genişletmesinin bir sonucudur.

Devrimci savaş, sömürü ve zulüm düzenini bir bütün olarak karşısına alıp, onu halka insanlığa düşman olan nitelikleriyle mahkûm ederken, sömürüsüz, eşit, paylaşımcı bir toplumu hedefleyerek büyüyor. Bu savaşın hangi aşamalardan geçerek zafere ulaşacağı, Marksist-Leninist ideolojinin ülke koşullarında somutlanmasıyla ve yaşam içinde doğruluğunun sürekli kanıtlanmasıyla, her geçen gün çok daha geniş kesimler tarafından görülmektedir. Devrimci savaş, politik alanda kendine özgü biçimleriyle sürerken, onu şekillendiren teorik kavrayış, en ince ayrıntılarına kadar sürekli kendini yenileyerek gelişmektedir. Politik mücadele, diğer bütün mücadele biçimlerini de belirleyerek ilerlerken hukuktan spora, şehir planlanmasından ekonomiye, eğitimden kültür sanat yaşamına kadar yaşamın tüm alanlarında yeni olanı, bu günden yarına şekillendirmektedir.

Bu genel gelişim içinde, kültür sanat alanında burjuva ideolojisinin her türden yansımalarıyla mücadele etmek, devrimci sanatçıları neyi nasıl, neden yaptıklarını bugünkü mücadeleye bu alana nasıl katıldıklarını ve yarına neyi taşıyacaklarını devrimci tarzda kavramalarını ve bunu sürekli geliştirmelerini zorunlu kılıyor. 13 yıldır, bu bilinçle sürdürdüğümüz mücadelemizin her sürecinde misyonumuzun farkında olarak, sürekli tartışarak, halktan öğrenerek yarattığımız gelenek, devrimci mücadelenin gelişimine paralel olarak zenginleşiyor. Öte yandan çürümüş, köhnemiş burjuva düzeninin fiziki ve ideolojik saldırıları da yoğunlaşıyor. Bu saldırılar çoğu zaman açıktan düzen kurumlarından ve onların yanında saf tutanlardan gelmekle birlikte, kendilerini muhalif gören, "demokrat" olarak nitelendiren çevrelerce bu saldırılar daha sinsice, bilinçleri bulandıran, yozlaşmayı, çürümeyi meşrulaştıran tarzda güçlendiriyor. Yaşamın her alanında olduğu gibi müzikte de bu iki yönlü gelişme, birbirleriyle çatışarak sürüyor. Gelinen aşamada devrimci olan ile çürüyenin, yozlaşanın arasına kalın çizgiler çekmek ve her türlü belirsizliği ortadan kaldırmak, hem bu gelişimin doğal sonucu, hem de kaçınılmaz bir görev olarak ortaya çıkıyor.

Bu, durum bizler için ne beklenmedik bir durumdur ne de yeni bir gelişmedir. "Çağdaş Halk Müziği" adıyla başlayarak bu günlere getirdiğimiz müziğimizle ilgili olarak ortaya koyduğumuz devrimci bakış açısı, süreç içinde sürekli gelişip zenginleşirken, öngörülerimizde bir bir gerçekleşmiştir. Bunlardan konuyla ilgili olan en önemlisi, Çağdaş Halk Müziği'nin devrimcilikle uzaktan yakından ilgisi olamayanlar tarafından giderek daha fazla yozlaştıracağı saptamasıydı. Yaptıkları müziği ifade ederlerken, Çağdaş Halk Müziği'ni içeriğinden, ideolojik temellerinden uzak, sadece teknik yönleriyle ele alarak, bu tekniği de eğip-bükerek kendi yozluklarına alet edenler müzik dünyasına doluştular.

Çağdaş olmakta müziğin çağdaşlığından ne anlaşılması gerektiği belirsizleştirildi. Oysa çağ, emperyalizm çağıdır. Ezilen halklar cephesinden baktığımızda ise ulusal kurtuluş mücadeleleri ve ploreter devrimler çağıdır.Ne "Yeni Dünya Düzeni" ne "globalleşme" demogojileri bu gerçeği değiştirebiliyor., tam tersine daha da yakıcı bir gerçek haline getiriyor. Çağdaşlığı, salt müzik aletlerinde çıkan notalara indirgeyerek, ceplerini doldurmanın etiketi olarak kullananların ne emperyalizm, ne halk, ne de devrim diye bir dertleri yoktur.

"Çağdaş" kavramı, içini kimin, nasıl doldurduğuna bağlı olarak, birbirleriyle asla uzlaşmayacak kutuplarda olanların aynı zeminde kendini ifade edebileceği bir kavram olarak belirsizleştirildi. Bugün de her türlü yozlaşmayı, yozlaştırmayı meşrulaştıran bir örtü olarak kullanılmaktadır. "Protest", "Özgün" vb. gibi ne çerçevesi ne de anlamı belli olamayan kavramlarla "piyasa" yapanlardan, müziğine "pop-arabesk" diyenlere kadar hemen herkes kendisine daha ciddi(!) bir isim ararken, Çağdaş Halk Müziği'ne sarıldılar. Velhasıl, ortalık "çağdaş"tan ve çağdaş halk müziği sanatçı(!)larından geçilmez oldu.

Devrimci çizgimizle mücadelemizi sürdürürken, her türlü belirsizliği ortadan kaldıracak temel bakış açımızı "Çağdaş Halk Müziğimiz devrimcidir" diyerek ortaya koymuştuk. Müziğimizin içeriğiyle ilgili olarak "Müziğimize özünü veren devrimci savaşım, ideoloji ve değerlerdir" demiştik. Bu doğrultuda mücadelemizi sürdürürken her alanda zulme karşı can bedeli, kan bedeli gelişen devrimci mücadelenin zenginliği müziğimizi de hiçbir kalıpla sınırlandıramayacak biçimde zenginleştirecekti. "Gelişen mücadele bizim müziğimizi de etkileyecektir" derken, bu gerçeği ifade etmiştik. Bu gün artık "Çağdaş Halk Müziği Demiyoruz!" başlıklı yazımızla kamuoyuna sunduğumuz tartışmanın özü, Grup yorum olarak yola çıkarken ortaya koyduğumuz bu temel belirlemelerin doğal sonucudur. İki yıldır sürdürdüğümüz tartışmalar ve değerlendirmelerle gelinen noktada müziğimizi "devrimci müzik" olarak adlandırabiliyoruz.

Devrimci Müziğimiz, mahallelerden işyerlerine, okullardan meydanlara, hapishanelerden dağlara uzanan bir türküye kan veren, can verenlerin müziğidir. Onbinler olup kortejlerde, en açık haliyle devrimin meşruluğunu haykıranların müziğidir. Devrim umudu devrimci halk kitlelerinin omuzlarında yeni değerler yaratarak büyürken, müziğimizde yeni değerleri kucaklayarak bu gelişmeyi yaşıyor, her türden burjuva, küçük burjuva yoz, çarpık anlayışla arasına kalın çizgiler çekerek devrimci gelişmeyi kimliğine daha açık ve zengin biçimde işliyor.

Devrimci müziğimiz, geçmişten bugüne yaşamda, üretimde ortaya koyduğumuz pratiğin bir sonucu olmakla birlikte, bu günden yarına yaşamımızla ve müziğimizle mücadelenin bizlere yüklediği devrimci sorumluluğun da bir ifadesidir. Tekniği ve yenilikçiliği, yaratıcılığı ve estetik ölçütleriyle müziğimizi kavganın hizmetine sunmanın sorumluluğunu ifade eder. Kavganın bir parçası olmak, bizlere yalnızca ürünlerimize esin kaynağı olmakla kalmayıp, aynı zamanda devrimci üretimin en önemli unsuru olan kolektif üretimi gerçekleştirme sorumluluğunu yükler.

Devrim asıl olarak politik-askeri bir savaş olmakla birlikte, bu savaş, yaşamın bütün alanlarında burjuvaziye karşı elde edilecek irili-ufaklı zaferlerin toplamıyla kazanılacaktır. Devrimci müziğimizle bu kavganın sesi olmayı sürdürecek, binlerce ağızdan yankılanan türkülerimiz, marşlarımız, destanlarımızla yeni yeni zaferlere yürüyeceğiz.
2004.10.26

hakan'in gönderisi konu dışı olarak işaretlendi.Gönderiyi Göster
Gönderi 14
hakan yazdı11 Mart 2009, 10:17'da
Sol Etiketli Müzik
Bu güne kadar üzerinde ısrarla durduğumuz ve değişik boyutlarıyla ele alıp, irdelediğimiz bir konu oldu devrimci sanat ve devrimci sanatçılık. Sanatın değişik dallarında; şiirde, sinemada, müzikte, resimde ve tiyatroda, bir bütün olara edebiyatta, hem var olan ürünleri, eserleri ile birçok sanatçıyı değerlendirip, devrimci tarzda eleştiriye tabii tuttuk, hem de kendi somut üretimlerimiz ve pratiğimizle devrimci sanata ve devrimci sanatçılığa dair bir perspektif oluşturmaya çalıştık.

Geriye dönüp bakıldığında, bir zamanlar gündem olmuş, belli bir okuyucu ya da dinleyici kitlesine sahip olan, şair yazar ya da müzik gruplarının bu gün esemesinin dahi okunmadığını görüyoruz. Bir roman, bir şiir ya da, bir kasetle üstelik sol bir söylem kullandıkları halde, yalnızca bir atımlık barut olabilen bu sanatçıların yaşadığı sorun neydi? Kendilerine sorarsanız “İlerici”, “devrimci”ydiler… Öyleyse hayatın ve kavganın akışına neden ayak uyduramadılar? Kısırlaşmalarının, üretimsizliğin ya da giderek daha bir yozlaşmanın, içerikte ve biçimde gericileşmenin nedeni neydi? Neden yaratıcı olamadılar? Neden kalıcı, istikrarlı, sağlam bir çizgi oluşturamadılar? Asıl dertleri güncel olanı, piyasada “iş” yapanı ele almak, bu yolla daha çok satmak, daha çok para kazanmak mıydı? Eğer öyleyse, solculukları, devrimcilikleri sadece bir etiketten ibaret değil miydi?

Hemen her sanat dalı için bu benzer sorularla yeniden değerlendirilmeyi bekleyen pek çok sanatçı ve sanatsal ürün var. Yaşadığımız sürecin özgünlüklerini, Anadolu halklarının kurtuluş kavgasının geldiği boyutu, devrim ve karşı devrimin kalın çizgilerle ayrıştığı, saflaşmanın daha bir belirginleştiği bu aşamayı dikkate alan bir tartışmaya ihtiyaç olduğuna inanıyoruz. Doğru ve yanlış, dürüst ve sahte olan netleşmelidir.

Egemenler için “denizin tükendiği” bu aşamada, halkın kurtuluş kavgasını bu anlamda sahiplenenlerle, bu kavgada yaratılan değerleri mirasyedi gibi tüketen, sol etiketli asalakların net bir biçimde ayrıştırılması şarttır.

Bu yazı özelinde müzik gruplarını; sol bir etiketle bir dönem “iş” yapan ama bugün tükenen, üretemeyen, kısırlaşan müzik gruplarını ele alacağız. Ahmet Kaya, Zülfü Livaneli, Selda vb. için artık söylenecek söz yoktur. Ne hayatın ne de kavganın hızlı ve sarsıcı akışı karşısında sahtekârlık yapacak manevra alanları kalmamıştır. Gerçek yüzleri çoktan ortaya çıkmış durumdadır. Üretemeyen, “Nostalji” albümleriyle durumu idare etmeye çalışan bir haldedirler.

Asıl olarak üzerinde duracağımız, 1980’li yılların ortalarından itibaren giderek sayıları çoğalan, kimisi belli bir siyasi çevrenin sesi olmuş, ama zamanla az da olsa var olan devrimci duyarlılığını yitirmiş müzik gruplarıdır. Grup Yorum’un kurulduğu 1985’li yıllara denk düşen dönemde, çoğunluğu üniversite gençliği içinden çıkan bu gruplar, o döneme özgü coşkularını, heyecanlarını, duyarlılıklarını, halka ve sorunlarına yönelik hassasiyetlerini zamanla yitirdiler. Kimisi bir, kimisi iki kaset yaptı. Belki birkaç konser düzenlendi ama ne yazık ki devamını getiremedi. “Grup Merhaba”, “Bengi Türkü”, “Günola”, “Grup Çağrı”, “Çağdaş Türkü” gibi gruplar ne varlıklarını koruyabildiler, ne de kalıcı izler bırakabildiler. Yok oldular.
“Grup Baran”, ”Grup Merhaba”, “Çağdaş Türkü” ve bugün esemesi dahi okunmayan diğerlerinin ortak bir özelliği vardı: 12 Eylül Faşist cuntasının ezip geçtiği, yılmış, yıkılmış, yenilgi psikolojisine kapılıp, halka ve devrime olan inançlarını yitirmiş “eski” lerden oluşuyordu üyeleri. Eski TKP’li, eski TİP’li, eski DY’li, eski Kurtuluş’çu gibi… Nasıl ki örgütsel yapıları, faşist cuntanın fiziki ve ideolojik saldırıları sonrası yeni dünyalar keşfediyorsa, onlar da aynı seyri izlediler.

Gün geçtikçe daha fazla yozlaşan, dejenere olan kültürel yapıları ve düşünme biçimleriyle, ilk çıkışta ele aldıkları konulara olan duyarlılıklarını bir süre sonra yitirdiler.

Hatta “Ezginin günlüğü” gibi,1980’li yılların ortalarında, 12 Eylül cuntasının yarattığı yoz kültüre alternatif olma arayışıyla ortaya çıkan gruplar bile, bir süre sonra ya dağılma noktasına geldiler, çalışmalarını durdurdular, ya da dağılıp yok oldular. Ya da ayakta kalabilmek için yeniden yapılandılar. İlk başlarda ağırlıkla gençliğin sahiplendiği bu gruplar, halk müziği çalgılarını, batı enstrümanlarıyla kaynaşabiliyor, çokseslilikte olumlu bir çizgide seyrediyorlardı. Nazım Hikmet, Ahmet Arif, Enver Gökçe gibi şairlerin şiirlerini besteliyor ya da geleneksel halk türkülerini yeniden düzenleyip söylüyorlardı. Duyarlıydılar, hümanisttiler, yaşananlara karşı tepkilerini bir biçimde dile getiriyorlardı. Ama yetmedi!..

1990’lı yıllarda yaşananlar, sosyalist sistemin yıkılışı ve revizyonizmin iflası sonrasında, var olan duyarlılıklarını tümden kaybettiler. Halkın değerlerine, yaşanan toplumsal sıkıntılara, sorunlara giderek yabancılaştılar. Ayrı bir dünyanın insanları oldular. Devrime, devrimciliğe, halka ve halkın değerlerine olan kısmi vurguları, bir süre sonra hiç yapmaz oldular şarkılarında. Saydığımız bu konular onlar için ya nostaljik sohbetlerin konusu ya da ele aldıklarında küfürle andıkları bir geçmiş… Az da olsa sahip oldukları değerleri terk ettiler, piyasanın aradığı tipte sanatçılar haline gelip, piyasanın istediği şarkıları yaptılar.
Örneğin Ezginin Günlüğü, tıpkı Yeni Türkü gibi, içerik olarak temeline bireyin dünyasının oturtulduğu, umutsuzluğun, karamsarlığın, bunalımlı ruh halinin ve boş vermişliğin erdem sayıldığı sözlerle kasetler yapmaya başladılar. “İstavrit” adlı kasetinde Ezginin Günlüğü; “Çık yollara şarkı söyle / Ne hale geldi dünya böyle / unut olanı ver elini oyna / Ceketini, bakışını, gülüşünü topla / geriye kalan acınası dünya” diyor, boş vermişliği, bireyciliği örgütlüyordu… Daha sonraki ürünlerinde de aynı biçimde bunalım, muğlaklık, karamsarlık hakim oldu… Ele aldıkları konularda öncelik; aşk, doğa, barış, çiçekler, insanlık, kuşlar vb. idi. Politika kaygıları olsa da, korkak, çekingen ve düzenin izin verdiği ölçüde yaptılar.

Bugün, hasbelkader varlığını devam ettiren “sol etiketli” bu grupların en önemli açmazları, her şeyden önce örgütsüz oluşlarıdır. Sözde devrimci, sözde solcu, ilerici olan ama örgütsüzlüğü her şeyin üzerinde gören ve bireyi yücelten bu gruplar, örgütlü yaşam ve mücadeleden her zaman korktular. Korktukları; devrim yolunda ödenmesi zorunlu bedellerdir. Bedel ödemeden hiçbir hakkın kazanılmayacağını, özgürlüğün bahşedilmeyeceğini bilmiyor olabilirler mi?

Sözde solcu ama devrimci bir ideolojiye sahip değil…

Sözde solcu ama örgütlü mücadeleden kaçıyor…

Mücadeleyi, halkın çektiği acıları, yaşanan baskı, işkence ve katliamları, kayıpları sadece izliyorlar… Sözde solcular ama sadece gözlemcilik yapıyor var olanı değiştirmeye kesinlikle yeltenmiyorlar.

“Müzikte slogana yer yok!” gibi teranelere sarılıyor, politika yapmaktan duydukları korkuyu, sözde sanatsal içerikli tartışmalarla perdelemeye çalışıyorlar.

Üstü kapalı ya da dolaylı anlatımlarla halkın sorunlarını ele alıyorlar ki alabilene aşk olsun. Yaşanılan süreçle ilgili olmayan tali yada marjinal kalmış bir konuyu, olay ya da olguyu işliyorlar. Arada okunan Pir Sultan türküsü ya da kürtçe okunan bir geleneksel türkü ile de zevahir kurtarılamaya çalışılıyor.
Onlara göre müzikte politik bir söyleme sahip olmak, gerçekleri yalın ve anlaşılır bir dille ifadelendirmek kabalık, dogmatiklik ve hatta slogancılık oluyor. Elbette ki yürekleri hayatın ve kavganın ortasında atmayanların, öfkeyi, kini, hesap sorma isteğini, adalet, eşitlik ve devrim özlemini anlamaları mümkün değildir.

Sözde solcudurlar ama radikal olmaktan, militan tavırlardan korkar ve çekinirler. Kendi kabuklarında yaşarlar. Halka yabancılaşmış, halka tepeden bakan bireyler durumundadırlar. En iyi yaptıkları, burjuva hümanizması ile olaylara yaklaşmaktır. Olayların özünü, sömürü ve zulmü ele almaz, hedef göstermeyen sözlerle, var olan duruma sadece gözyaşı dökerler. Kendi yaşamadıkları, hissetmedikleri acıların, yoklukların, baskı ve zorun dışarıdan edebiyatını yaparlar. Ama bu kendini giderek tüketen bir edebiyattır. Nitekim öyle de olmuş; taraf olmayı doğru devrimci bir ideoloji etrafında örgütlü olmayı reddettikleri için, bugün üretemez duruma düşmüşlerdir.

Suya sabuna dokunmayan, içerikte bireyi göklere çıkaran, biçimde ise popçulardan esinlendiği düzenlemelerle “değişik” ve “yeni” bir şeyler yakaladığını zanneden bu “sol etiketli” gruplar için artık yolun sonu da gelmiş durumdadır.

Disiplinsiz ve bohem yaşantıları, ahlaki-kültürel yozluk ve dejenerasyonları, uzlaşmacı, teslimiyetçi kafa yapıları ve yaşam biçimleriyle hem halkın hem de kurtuluş kavgasının uzağındadırlar. Halkın ve hayatın içinde değillerdir. Ne halkın direncinde, ne de sevdasında yer edinememişlerdir. İşçisi, memuru, gençliği, gecekondulusu ile hayatın hayatın her alanında halkla kucaklaşmayan ve bunu bir yaşam biçimi haline getiremeyen bu “sol etiketli” müzik grupları için gelinene aşamada tek çare, güncel olanı, rağbet edileni, piyasada “iş” yapanı tercih etmektedir.

Kafaları sadece kendi cepleri için çalışan tüccarlar durumuna gelmişlerdir. Halkın ve mücadelenin yarattığı değerlerine sahip çıkmamakta, asalak ve talancı zihniyetle yalnızca sömürüsünü yapmaktadır. Popülisttirler… Bu nedenle özünü savunmaz, bizzat kavgasını vermezler ama “iş” yapacağını, piyasada tercih edileceğini bildiklerinden “Sivas”ta yakılan aydınlar için türküler yakar ya da Mahir Çayan’ları, Deniz Gezmiş’leri, İbrahim Kaypakkaya’ları işleyen parçalar yaparlar.

İçeriğine bakmaksızın halk müziğinden herhangi bir türküyü kasetlerine alabiliyorlar. Kürtçe parçalara kasetlerinde yer verebiliyor, konserlerinde söyleyebiliyorlar. Ama yaptıkları sadece saydığımız tüm bu değerleri sömürmekten başka bir şey değildir. Aynı şeyi halk türküleri için de söyleyebiliriz. Burada da halk müziğine yoğunlaşan ilgiyi sömürüyorlar. Tek kelimeyle piyasacıdırlar, hepsi bu!

Coşkusuz söyleyişleriyle, ilerici, devrimci şairlerin şiirlerini de özünden uzaklaştıran, hatta özünü öldüren, bu sol etiketli müzik grupları, şimdilerde sadece “moda” olanla “iş” yapanla, piyasada rağbet edilenle uğraşıyor; yeri geliyor “Alevici”, yeri geliyor “yurtsever” olabiliyor, laf aramızda iyi de para kazanıyorlar.

Aslında, meselenin özü, bizzat hayatın içinde olunup olunmadığı sorunudur. Hayatın içinde olmak, halkın içinde olmak, onun haklı ve meşru kavgasının içinde olmak demektir. Hayatın içinde olmak, bir devrimci sanatçı için üretimin kaynağında olmak demektir.

İşte 1985’lerde Grup Yorum’un müzik faaliyetine başladığı dönemde ortaya çıkan ama bu gün esemesi dahi okunmayan “sol etiketli” müzik gruplarıyla Grup Yorum’un farkı buradadır. Önce “Grup Yorum”, daha sonra “Grup Ekin” ve “Özgürlük Türküsü”, kurulduktan bu güne dört duvar arasına hapsolmadılar. Halka soluk alıp verdiler. Acılarını, sevincini, coşkusunu, açlığını, yokluğunu, direnişini, kavgasını, öfkesini, kinini, hesap sorma isteğini paylaştılar.
Örgütlü mücadele içinde, örgütlü-militan bir sanatçı tipinin yaratıcısı oldular. Grevlerde, direnişlerde, gecekondu yıkımlarında, Zonguldak’ta, Paşabahçe’de, Gazi Ayaklanması’nda, Sibel Yalçın’ın cenazesini sahiplenmede, Nurtepe ve Okmeydanı’nda barikatlar ardında, hapishane direnişleriyle dayanışma eylemlerinde, evlatlarına sahip çıkan analarla omuz omuza oldular. Hayatın ve kavganın ortasında oldular hep. İşçilerden kamu emekçilerine, gençlikten yoksul gecekondu halkına, hapishanelerdeki devrimci tutsaklardan, ülkemizin dağlarındaki gerillalara, şehirde kırda savaşan halk kurtuluş savaşçılarına kadar hayatın her alanı hayat damarı oldu Grup Yorum için.

Grup Yorum, Grup Ekin ve diğer örgütlü sanatçılar, her şeyden önce devrimci, sonra sanatçı oldular. Her koşulda hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan örgütlü mücadeleyi sürdürdüler. Halkın acılarını izleyen, gözlemleyen değil, bizzat halkın içinde yaşayan ve iliklerinde hisseden oldular. Bu nedenle şarkıları, türküleri, marşları hep sıcak, hep tanıdık geldi halka. Sade, yalın ve anlaşılır bir dille, lafı eveleyip gevelemeden, açıkça söylediler. Halkın diliyle konuşmayı ilke edindiler. Disiplinli, titiz ve araştırmacı oldular. Halkın tarihini, isyanlarla örülü geçmişini özenle ele aldılar. Anadolu halklarının kültürel mirası içerisinden hastalıklı ve geri unsurları, öğeleri ayıklama becerisini gösterdiler.

Bütün baskılara, yasaklamalara, gözaltı, işkence ve tutuklamalara, cezalarla yıldırma girişimlerine rağmen inanç ve kararlılıklarından hiç bir şey kaybetmediler. Aksine inanç ve kararlılık, savaşma azmi aşıladılar kitlelere. Sınıf kinini, öfkeyi, hesap sorma ve adalet isteğini perçinlediler. Acıyı, yoksulluğu dramatize ettiler belki ama onlardan kurtuluş yolunu da gösterdiler. Yasaklara rağmen devrimci yaratıcılıkla, gözü peklik ve kararlılıkla, düşmana inat onbinlerle buluştular. Kimi zaman bir grevde direnişte fabrika önünde, kimi zaman bir gecekondu mahallesinde, kimi zaman bir mitingde, yürüyüşte ya da gençliğin bir forumunda boykot eylemlerindeydiler.

Panzerlerin, eli silahlı binlerce polisin gözleri önünde kararlı haykırışlarına devam ettiler hep… “Omuzdan tutun beni / halaya katın beni” dediler, “Günün sancısı var / şafağın çağrısı var / zaferin müjdesi var” dediler, “Cesaret, cesaret daha fazla cesaret / Kurtuluş mutlaka ellerimizde” dediler... Susmadılar hiç.

Grup Yorum ve Grup Ekin’in üretim süreçlerinin bütününde eserlerine devrimci bir bilinç yön vermiş, yaşanılan sürecin özgünlüklerini ve ihtiyaçlarını dikkate alan ürünler çıkarmışlardır ortaya. “sol etiketli” müzik grupları birer mirasyedi olarak devrimci değerleri çarçur eder ve sömürürken, onlar devrimci değerlerin ısrarlı savunucuları olmuşlardır. Sorun, diğerleri gibi salt devrimci yükselişin olduğu dönemlerde üst perdeden konuşma, çalma, söyleme sorunu değildir. En zor koşullarda dahi halka ve devrime kıskançlıkla sahip çıkma sorunudur. Bu da ancak doğru ve devrimci bir ideolojiye sahip olmakla mümkündür.
Grup Yorum, Grup Ekin, Özgürlük Türküsü ve diğer örgütlü sanatçılarımız doğru, devrimci ideolojileri, örgütlü yaşamları ve mücadele pratikleriyle devrimin müziğini yapmaktadırlar.
Sol etiketli gruplar, belki bir dönem devrimci değerlerden güç aldılar. Ama örgütsüz, disiplinsiz, elit halka yabancı ve yozlaşan yaşamlarla bu değerleri sıradanlaştırdılar. Ne kendilerine özgü bir sanat dilleri, nede estetik kaygıları oldu. İşledikleri konuları, kendilerine benzettiler ve topyekun değersizleştiler.
Türküden destana, marştan enstrümantale kadar bir çok değişik formu kullanabilen Grup Yorum, kendisine haz bir tarz yaratmış, kendisinden sonra gelenler için de bu anlamda somut bir örnek olmuştur.

Devrimci sançtılar olarak onlar, haklı ve meşru bir davanın savunucusu olduklarını da açıklıkla ortaya koymuşlardır. Silahlı mücadelenin ve devrimin meşruluğunu savunan ve bunu eserlerine konu yapan Grup Yorum, bir kez daha vurgulanmalıdır ki, devrimin müziğini yapmaktadır. “Cemo” adlı kasetinde; “Alnında yıldızlı bere / elinde mavzeriyle
çıkıp Dersim dağlarında / türkü söylemek var ya…” diyen Grup Yorum, bugün de
“Bilek var vuruşmaya / soluk var harcanmaya / cephe var savaşmaya / zafer yakında” demekte, çok açık bir biçimde Anadolu halklarına kurtuluşun yolunu göstermektedir.
“Ekmekten sevdaya” hayatı ve halkı ilgilendiren her konuyu ele almaktadır Grup Yorum. Ele almakta, çözümlemekte, açıkça hedef göstermektedir. Sözlerinde ağdalı, anlaşılmaz imgeler ya da belirsizlik yoktur. Yakınma, umutsuzluk, karamsarlık, sızlanma ya da bunalım yoktur.
“Hakkın ara sor da gel / çadırları kur da gel / düğün olsun grevler / davullara vur da gel” der ve başka da bir söze gerek bırakmaz Grup Yorum.

İçerikte olduğu gibi biçimde de giderek yetkinleşen ve ustalaşan Grup Yorum, batı enstrümanlarını kullanır, çok sesli düzenlemeler ve koral söyleyişi kullanır, ama tüm eserleri buram buram Anadolu kokmaktadır.

Sol etiketli müzik gruplarının sözde “ çağı yakalamak”, “çağdaş olmak” adına salt biçimde keşfettiği birtakım “yenilikler”, Grup Yorum için “yeni” olmamıştır hiçbir zaman “solculuk” bu da değil üstelik. Halkın sorunlarına, güncel gelişmelere duyarsız olanın çağı yakaladığı iddia edilebilir mi?

Daha bugünden ölümsüz eserler yaratan Grup Yorum ve Grup Ekin’in devrimci yaratıcılığının ve üreticiliğinin sırrı, hayatın ve kurtuluş kavgasının içinde kanlarının son damlasına dek dövüşen ve destansı direnişler yaratarak ölümsüzleşenlerin soyundan; türkü söyler gibi dövüşen, ölürken de “erkekçe” türkü söyleyenlerin soyundan geliyor oluşlarıdır.
Şimdi son sözleri, Şilili ozan Viktor Jara söylesin. Çünkü bu sözler, baçından itibaren söylediklerimizin özü, özeti gibidir.” Sol etiketli” olan, ama özü itibariyle “cellâtların, paranın ve egemenlerin” değirmenine su taşıyanlarla, “yepyeni yarınlar için çarpışan halkın” sesi olanları bu sözler net olarak ifade ediyor:

“Türkü söyleme aşkımdan ya da sesimi dinletmek için değil bunca türkü söylemem. Benim namuslu gitarımın sesi dünyanın yüreğinden çıkar, kutsal su gibi şefkatli, bir güvercin gibi uçar… Benim gitarım okşar öleni ve yiğidi, Violetta Parra’nın dediği gibi o, pırıl pırıl ve bahar kokan bir işçidir! O cellâtların, paranın ve egemenliğin değil, yepyeni yarınlar için çarpışan halkımın gitarıdır… Çünkü her türkü kendi yürek ayışları gücünce anlamlıdır. Ve o türkü, ancak ölürken de erkekçe türkü söyleyenindir: Ben, pohpohlanmak yada turistler içlensin diye değil, bir uzun şerit gibi olan ülkem için söylüyorum, daracık ama sonsuza dek derin…”

2004.10.26

Gönderi 15
WAHWUT yazdı11 Mart 2009, 10:41'da
aykut arkadasım işte biz burda hep kopuyoruz devrimciler olarak ilk zamanlarda devrim için ölümü göze alanların tek amacı vardı atatürk ilke ve inkilaplarına sahip çıkarak bu vatanı sahiplenmek..kaypakkaya konusana gelince bazı saptırmalar sonucu tanıtıyorlar bizi ben o kişiyi devrimci olarak görmüyorum devrimci bir insanın amacı bizden önceki büyüklerin yaptıgı anlayıs biçimidir kaypakkaya sadece ezilen halkı savunan bir teorisyendir..yani sadece fikir ortaya koymuştur devrimcilik adına hiç bir faaliyeti yoktur ...
Gönderi 16
WAHWUT yazdı11 Mart 2009, 10:53'da
ayrıca kapakkaya savundugu fikirler bu günkü pkk adlı terör örgütünün izledigi yol ben kürdüm ama atatürk ilke ve inkilaplarına baglı bir kürdüm.. bu güne kadar da türklügüm ve kürtlügümlede gurur duydum...bugün kü terör örgütü hakkında hepimizin düşüncesi birdir sanırım.. amçları ülkeyi parcalamak ve ugrunda ölen insanları hiçe saymak...böyle bir düşüncenin çıkmasına sebep olan kişiye devrimci dememmin sabebi... kaypakkayanın yaptıgı en hayırlı iş ezilen toplumu öne çıkarmak olmuştur...devrimin yaygın ateiyle hepinizi selamlarım...
Gönderi 12 Mart 2009, 11:34'da silindi
Gönderi 18
Mustafa yazdı12 Mart 2009, 13:33'da
Yine Ortalığı İdeolojik Kırolar Doldurmuş Gözüküyor.İbrahim Kaypakkaya Kemalist Rejimin Faşist Yanını Deniz Gezmiş Ve Mahir Çayan'dan Önce Görmüştür.Mahir Çayan Kemalizm Konusunda Açık Konuşmuştur. Proleter Devrim Sürecinde Kemalistleri Müttefik Olarak Görmüştür.Deniz GezMİŞ ise Darağacında Ki Son Sözleriyle Marksist-lENİNİST olduğunu Haykırabilmiştir.Şu Bir Gerçek ki İbrahim Kaypakkaya Mustafa Kemal'den Daha Keskin Bir Bağımsızlıkçı Fikirlere Sahipti..Çünkü O Hem Anti-Emperyalistti Hem Anti-Kapitalistti.Mustafa Kemal İse Ülkemizi Fiili İşgalden Kurtarırken Yeni Bir Sürece Daha İmzasını Daha Atıyordu;Gizli İşgal.. Eski Bir Kemalist Olarak Sizi Bu Gerçekleri Görmeye Çağırıyor ,Bir Mahir Çayan Hayranı Olarak İbrahim Kaypakkaya'yı Saygıyla Anıyorum.
Gönderi 19
WAHWUT yazdı13 Mart 2009, 10:04'da
tabi ki inanıyorum çünkü biliyorum... yeni kasetinde bile geciyor bu al dinle gör gercekleri teoriyle konusma belge göster arkadasım ... ayrıca swen nerden biliyorsun yapmadıklarını?
Gönderi 20
WAHWUT yazdı13 Mart 2009, 11:21'da
“Türküler Susmaz Halaylar Sürer” diyen Grup Yorum, 19 Ekim 2007 Cuma günü saat:20.00'de Alsancak Fuar Açıkhava Tiyatrosunda, İzmir halkıyla kucaklaştı.

Doğançay Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği’nin düzenlediği konsere 1700 kişi katıldı.

Doğançay Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin düzenlediği, bu seneki GrupYorum Konseri geçen hafta yağan yağmur ve kötü hava koşulları nedeniyle 19 Ekim’e ertelenmişti. Ertelenmesine rağmen katılımın yüksek olduğu konser, salona girişin uzun sürmesi nedeniyle saat:20.30 sıralarında başladı.




Konsere her zaman olduğu gibi önce şehitler selamlanarak başlandı. Dünyada ve ülkemizde devrim ve pkk ile mücadelesinde şehit düşenler için bir dakikalık saygı duruşundan sonra, sahneye Grup Günışığı davet edildi. Grup Günışığı daha çok türkülerden oluşan kısa bir dinleti ile son Sonbahar akşamında yürekleri ısıttı.
Daha sonra Ege Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği başkanı Nurhan Yılmaz sahneye davet edildi. Yılmaz yaptığı konuşmada, öncelikle konser çalışmaları sırasında karşılaşılan sıkıntılara değinerek, “demokrasi” söylemlerinin ne kadar boş söylemler olduğunun altını çizdi. Yine en son olarak Bahçelievler’de yasal bir derginin satışı sırasında sırtından vurulan Ferhat Gerçek’e değinerek, AKP yasalarının hangi özgürlükleri nasıl tanıdığına dikkat çekti. Son olarak sivil anayasa tartışmaları içinde bu örneklerin bile yeterli olduğunu, iktidar değişmediği sürece bütün demokrasi söylemlerinin boş olduğunu belirtti.

Nurhan Yılmaz konuşmasının ardından sosyalizm hedefini hep diri tutan, umudu ve kararlığı temsil edenleri tekrar selamlayarak Grup Yorum’u sahneye davet etti.

Grup Yorum sahneye çıktığında saatler 21.00 gelmiş ve salondakiler; “Türküler Susmaz Halaylar Sürer” sloganları ile ayaktaydı. İlk olarak “Madenciye Ağıt” parçasının seslendirildiği konserde, Grup Yorum’da son yaşanan saldırılara değindi. “Bu konseri Ferhat Gerçek içinde düzenliyoruz” denilerek, F tipi hapishanelerde yaşanan sorunlara değinildi. “Uğurlama, Dağlara Doğru, Evin, Adiloş Bebe” isimli parçalarının seslendirildiği konsere “22 yıllık geleneğimizden devam edeceğiz” denilerek “maden ocağı” parçası ile devam edildi.

Latin Amerika ezgilerinin de seslendirildiği konserde aynı zamanda tüm yörelerden türkülere de yer verildi. Söylenen şarkılar eşliğinde sinevizyon gösteriminin de yapıldığı konser görsel bir şölene dönüştü. İki bölüm halinde devam eden konser, halaylardan sonra her zamanki gibi “Cemo” parçasının söylenmesiyle devam etti. Konser “Haklıyız Kazanacağız” parçasından sonra söylenen “Cav Bela” parçası ile sona erdi.

burcu arkadasım işte kanıtı ayrıca bu konserde bende vardım ordan biliyorum teori degil kanıt...
Gönderi 21
WAHWUT, Antin'in gönderisini yanıtladı13 Mart 2009, 12:01'da
birde benden bilgin çoktu bu mu senin bilgin geldin mi konserine ayrıca provake yapacak kişi degilim... sen ilk basta burda bulunmanın amacı ne bunu acıkla eger pkk ya övgü yagdıracaksan o yer burası degil daga çık sende bu ülkeyi bölmeye yardımcı ol...tam okumadın galiba devrim ve ölen sehitlerimiz için saygı durusu yapıldı.. senin gibiler işte devrimci kılıgında bir yer buluyor bu ülkede
Gönderi 22
Gökay yazdı13 Mart 2009, 13:23'da
wahmut kardeşim slmlar olsun sana bütün dewrim yolundakilere dewrim denilince akla bircok kavram bircok tanım gelio benim ise türk kürt kardeşligi yolunda emegin;saygının ve bagımsızlıgın yolunda ilerleyen gençlik geliyor bu yolda ilerleyenlerin için inadına bize canı gönülden destek veren grup yorum a sonsuz tşkler kaldıki grup yorumun ATATÜRK dewrimlerine karşı oldugunu söyleyenleride şiddetle kınıyorum war ettiginiz düşüncelerinizi başkalaşıma ugratım olmayanları olmak gibi göstermek ahmak işi ... YAŞASIN TÜRK VEDE KÜRT KARDEŞLİGİ ....
Gönderi 23
1 yanıt
WAHWUT yazdı13 Mart 2009, 14:09'da
burcu arkadsım ben onu bir siteden aldım.. ama dedigim gibi burada sonuçta bir seyler için burdayız bence asagılamak yerine gökay arkadasımız gibi kibar dille yazmak en dogrusu oldu ama her insan gibi benimde bilgi eksikligim var ama bu bilgileri saygı cercevesinde olsaydı ii olurdu.. ayrıca devrim sehitlerinin ne anlama geldigini biliyorum burcu ben sadece okudum yerden aldıgım bir makaleydi bu... okugum bir kaç kitapta gecince böyle yazılar dogru olduunun kanıtına vardım...eger yanlış yaptıysamda tüm devrimci ve grup yorum hayranlarından özür dilerim.. ceyhun ben sana ders verecem gibi bir ifade kullanmadım gördügüm kadarıyla benden yasca büyüksün benden çok sey olabilirsin ama bunu saygı cercevesinde yazmanı beklerdim. yas bakımından büyük oldugun için ceyhun sana abi diyecem.. ceyhun abi bir erkege düşüncelerini yazarken erkelikle ilgili seyler yazma herkesten tekrar özür dilerim sevgi ve saygılarımla ....
Gönderi 24
WAHWUT yazdı13 Mart 2009, 14:26'da
tavsiyeni dikkate olacagım tavsiyen içinse tşk ederim asagılamak konusunda ceyhun yoldas için yazdım...iddaalasma konusuna gelince dedigim gibi bir kaç yerde de görünce dogru oldugunu sandım olay bundan ibaret anlayısın için tşk ederim sevgi ve saygılarımla...
Gönderi 25
EYLEM yazdı14 Mart 2009, 05:47'da
biz insanların rahat huzur içinde yaşamasını istemiyoruz veyada böyle düşünüyoruz atatürkde insanların rahat huzur içinde yaşamasını istemedimi yurdumuzu emperyalist devletlere vermemek için savaşmadımı şimdi neden birbirlerine karşı bence karşı değil
Gönderi 26
Oğuzkan yazdı15 Mart 2009, 14:22'da
Eğer bu ülkede yaşıyorsan.
Yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıysan.
Türk olursun,Kürt olursun,Ermeni olursun hiç farketmez ne olursan ol
önce izinden gideceğin adam ATATÜRK olacak.
Bu ülkenin en büyük Devrimcisi Atatürk'tür..
Bakın Denizlerin yaptıklarına görün onların yaptığıda buydu.
Türk-Kürt kardeştir !
YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE !

Gönderi 27
Gökay yazdı17 Mart 2009, 06:39'da
katılııyorum ....
Gönderi 28
Mansur Nesimi, WAHWUT'un gönderisini yanıtladı22 Mart 2009, 07:40'da
arkadaşım sen yanlış anlamışsın. grup yorum hiçbir asker için konser vermez ve de onları asla anmaz. ayrıca burcunun tavsiye ettiği kitabı ben de şiddetle tavsiye ediyorum. kitaba baktığında kalın görünür ben bunu okursam sıkılırım diyebilirsin ben de başta öyle dedim ama insan eline alınca bırakamıyor. 19-22 aralık dönemini içinde yaşayarak görüyorsun sanki
Gönderi 29
WAHWUT yazdı22 Mart 2009, 08:31'da
anladım kardesim zaten gene de tşk ettim yoldas almayı düşünüyorum zaten
Gönderi 30
1 yanıt
İsmail yazdı26 Mart 2009, 12:48'da
Atatürk Türkiyenin en büyük devrimcisidir. Bir düşünün Atatürk olmasaydı belki bu gün hala osmalı mantığıyla varolan topraklarda yaşıyor(yaşamaya çalışıyor) olacaktık. Atatürk o döneme en uygun olarak Cumhuriyet'i seçmiştir.
Devrim sadece sosyalizmi getirmek demek değildir. Devrim var olan sistem üzerinde köklü değişiklikler yaparak halkı refah a kavuşturmaktır bir nevi.Atatürk te bunu yapmıştır. Aynen Che nin kendi hakının refahı için komünizmi seçtiği gibi.
Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti bayrağı altında yaşıyoruz. Yıllardan beri bu topraklar üzerinde yaşayan halkların kardeş olduğunu savunuyoruz. Öyledir de zaten. İstediğimiz, haykırdığımız şey Türkiye Cumhuriyeti altında bu topraklarda geçmişten beri yaşamış olan halkların (Türkler,Kürtler,Ermeniler gibi) bundan sonrada bu topraklar üzerinde kardeşçe yaşamasıdır.

Son olarak unutmayın ki "Devrimci" diye nitelediğimiz, idolümüz olan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıda Atatürkçü'dürler. ( Bkz. : Mustafa Kemal Yürüyüşü )