Anavatan Partisi'nin Notları
Görünüm: Tam | Özet
ARI TÜRKİYE'SİNE, TÜRKİYE ANAVATAN'INA KAVUŞUYOR...
Sevgili Anavatanlılar
Öncelikle ifade etmeliyim ki; bu mektubu size Partimizin içinde bulunduğu şartları anlatmak ve gelin bu zor dönemi birbirimize sarılarak atlatalım demek için yazmıyorum.
Bu mektubu Türkiye’nin temel sorunlarının hiç birinin çözülemediğini aksine var olan sorunlara yenilerinin eklendiğini; çocuklarımızın önüne hak etmedikleri, sorumlu olmadıkları ve çözemeyecekleri büyüklükte sorunlar bırakıyor olduğumuzu hatırlatmak için de yazmıyorum.
Bu mektubu ANAVATAN’ın kuruluşunda yer almış, ANAVATAN’ın varlığına anlam katmış, ANAVATAN’ın hamurunu yoğurmuş insanların, bugün ANAVATAN’dan aday olmak yahut herhangi bir sorumluluk üstlenerek omuz vermek yahut da sadece manevi destek olmak için bile Partimize gelmeyi, yani bir nevi kendine dönmeyi, adeta bir sürgün yerine gitmek olarak algılayan zihniyetin içimizi yanardağa çeviren acısını sizinle paylaşmak ve bu durumu size şikayet etmek için de yazmıyorum.
1983 yılında O, bir iddia koydu ortaya herkes “olmaz” dedi.
O, “güçsüz görünen bu Türkiye’nin içinde bambaşka ve güçlü bir Türkiye var ve ben o Türkiye’yi bulacağım” dedi kimse inanmadı.
O, “hiç birimiz hepimiz kadar güçlü değiliz, gelin birbirimizi sevelim ve kucaklayalım, birbirimize ihtiyacımız var” dedi, bu söz yüzünden O’nu öldürmek bile istediler.
O, Amerika’ya yol gösterdi. O, İslam coğrafyasına ışık oldu. O, Türk Dünyasına ışık oldu. O, her türlü çaresizliğin üstesinden gelineceğine dair inanç oldu. O, bir güneşti bütün karları eritti, bütün yıldızlara ışık oldu. O vefaydı, O sevgiydi, O ufuktu, O vizyondu…
O, söylediği her şeyi yaptı: Cüce bir bedene hapsolan bir devi uyandırdı, Türkiye’nin içinden bambaşka bir Türkiye çıkardı. O, büyük adamlar hediye etti bu ülkeye. O, gökkuşağının bütün renklerini kucaklayan bir yuva kurdu ve kendinden sonraki Özallara bu yuvayı emanet etti.
Bu mektubu sizlere yazıyorum çünkü bu yuvanın şimdiki bekçisi benim. Bu sorumluluk bütün ağırlığıyla benim ve arkadaşlarımın üzerinde. Bu onurdan asla şikâyetçi olmadım. Aksine onurların en büyüğünü duyuyorum. İçinde bulunduğum şartlar ne olursa olsun biliyorum ki, O’nun içinde bulunduğu şartlardan daha ağır şartlarda değilim. O’nun tutunacak bir dalı, bir tarihi, bir ÖZAL’ı yoktu ama şükürler olsun ki benim var.
Bu mektubu yazıyorum çünkü, bu yuvayı kurana şükranlarımı sunmadan bir yolculuğa çıkmanın hiç bir hayır getirmeyeceğini biliyorum.
Bu mektubu yazıyorum çünkü bu partinin bütün hücreleriyle ben Turgut Özal’ım diye haykırmasını istiyorum.
Ben bu mektubu herhangi bir il ya da ilçe başkanına, herhangi bir milletvekiline, herhangi bir bakana göndermiyorum. Ben bu mektubu bu yuvanın bekçisi olarak, “ben TURGUT ÖZAL’ım” diyecek bir inanca, bir vefaya, bir sevgiye, bir vizyona gönderiyorum.
Adres yanlışsa lütfen bu mektubu aynen bana geri gönderin. Adres doğruysa 31 Ocak’ta “ben TURGUT ÖZAL’ım” diye haykırmak için şeref verin.
M. Salih Uzun
Genel Başkan
Sevgili Anavatanlılar
Öncelikle ifade etmeliyim ki; bu mektubu size Partimizin içinde bulunduğu şartları anlatmak ve gelin bu zor dönemi birbirimize sarılarak atlatalım demek için yazmıyorum.
Bu mektubu Türkiye’nin temel sorunlarının hiç birinin çözülemediğini aksine var olan sorunlara yenilerinin eklendiğini; çocuklarımızın önüne hak etmedikleri, sorumlu olmadıkları ve çözemeyecekleri büyüklükte sorunlar bırakıyor olduğumuzu hatırlatmak için de yazmıyorum.
Bu mektubu ANAVATAN’ın kuruluşunda yer almış, ANAVATAN’ın varlığına anlam katmış, ANAVATAN’ın hamurunu yoğurmuş insanların, bugün ANAVATAN’dan aday olmak yahut herhangi bir sorumluluk üstlenerek omuz vermek yahut da sadece manevi destek olmak için bile Partimize gelmeyi, yani bir nevi kendine dönmeyi, adeta bir sürgün yerine gitmek olarak algılayan zihniyetin içimizi yanardağa çeviren acısını sizinle paylaşmak ve bu durumu size şikayet etmek için de yazmıyorum.
1983 yılında O, bir iddia koydu ortaya herkes “olmaz” dedi.
O, “güçsüz görünen bu Türkiye’nin içinde bambaşka ve güçlü bir Türkiye var ve ben o Türkiye’yi bulacağım” dedi kimse inanmadı.
O, “hiç birimiz hepimiz kadar güçlü değiliz, gelin birbirimizi sevelim ve kucaklayalım, birbirimize ihtiyacımız var” dedi, bu söz yüzünden O’nu öldürmek bile istediler.
O, Amerika’ya yol gösterdi. O, İslam coğrafyasına ışık oldu. O, Türk Dünyasına ışık oldu. O, her türlü çaresizliğin üstesinden gelineceğine dair inanç oldu. O, bir güneşti bütün karları eritti, bütün yıldızlara ışık oldu. O vefaydı, O sevgiydi, O ufuktu, O vizyondu…
O, söylediği her şeyi yaptı: Cüce bir bedene hapsolan bir devi uyandırdı, Türkiye’nin içinden bambaşka bir Türkiye çıkardı. O, büyük adamlar hediye etti bu ülkeye. O, gökkuşağının bütün renklerini kucaklayan bir yuva kurdu ve kendinden sonraki Özallara bu yuvayı emanet etti.
Bu mektubu sizlere yazıyorum çünkü bu yuvanın şimdiki bekçisi benim. Bu sorumluluk bütün ağırlığıyla benim ve arkadaşlarımın üzerinde. Bu onurdan asla şikâyetçi olmadım. Aksine onurların en büyüğünü duyuyorum. İçinde bulunduğum şartlar ne olursa olsun biliyorum ki, O’nun içinde bulunduğu şartlardan daha ağır şartlarda değilim. O’nun tutunacak bir dalı, bir tarihi, bir ÖZAL’ı yoktu ama şükürler olsun ki benim var.
Bu mektubu yazıyorum çünkü, bu yuvayı kurana şükranlarımı sunmadan bir yolculuğa çıkmanın hiç bir hayır getirmeyeceğini biliyorum.
Bu mektubu yazıyorum çünkü bu partinin bütün hücreleriyle ben Turgut Özal’ım diye haykırmasını istiyorum.
Ben bu mektubu herhangi bir il ya da ilçe başkanına, herhangi bir milletvekiline, herhangi bir bakana göndermiyorum. Ben bu mektubu bu yuvanın bekçisi olarak, “ben TURGUT ÖZAL’ım” diyecek bir inanca, bir vefaya, bir sevgiye, bir vizyona gönderiyorum.
Adres yanlışsa lütfen bu mektubu aynen bana geri gönderin. Adres doğruysa 31 Ocak’ta “ben TURGUT ÖZAL’ım” diye haykırmak için şeref verin.
M. Salih Uzun
Genel Başkan
ANAVATAN PARTİSİ’NDE TARİHİ BULUŞMA
Anavatan Partisi eski genel başkanlarından ve eski Başbakan Mesut YILMAZ ile eski genel başkanlarından Nesrin NAS, bugün Anavatan Partisi Genel Merkezi’ne gelerek 6. Olağanüstü Büyük Kongre’de genel başkanlık koltuğuna oturan Salih UZUN ve çalışma arkadaşlarına nezaket ziyaretinde bulundurlar. Uzun ve çok sayıda partili Yılmaz ve Nas’ı parti binasının girişinde karşıladılar.
İlgili toplantının tam deşifre metni aşağıdadır:
SALİH UZUN
Değerli basın mensubu arkadaşlarım,
Bugün biz Anavatan ailesi olarak önemli bir gün yaşıyoruz. Bilmiyorum Türk siyasi tarihinde başka örneği var mıdır, varsa da nadir örneklerdendir. İki eski genel başkanımız, ikisi aynı anda, şu anda görev yapan genel başkanı ve yönetimini ziyaret ederek hayırlı olsun ve başarı dileklerini iletmek üzere gelmişlerdir. Kendilerini burada ağırlamaktan büyük mutluluk duyuyorum. Öncelikle sözü Sayın Yılmaz’a bırakıyorum:
MESUT YILMAZ
12 sene genel başkanlığını yaptığım Anavatan Partisi’ne 6 sene sonra tekrar gelmekten büyük mutluluk duyuyorum. Hem son olağanüstü büyük kongrede görevi devralan arkadaşım Salih Uzun’a hem de mesai arkadaşlarına hayırlı olsun demek için ve önümüzdeki yerel seçimlerde başarı dileklerimi iletmek için geldim. Gayet tabii kendileriyle Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durumla ilgili bir değerlendirme de yapacağız.
Maalesef bana göre Türkiye bugün bir devlet krizi yaşamaktadır. Bu kriz hem siyaset alanında hem ekonomi alanında hem dış politika alanında hem hukuk alanında velhasıl neredeyse tüm alanlarda geçerlidir. Bugün ülkeyi yöneten kadronun en büyük zaafı da kriz yönetimidir. Türkiye bugün öyle bir duruma gelmiştir ki bir yandan kabuk değiştirmekte, bir yandan da her alanı kapsayan geniş bir krizi yaşamaktadır. Bunun sonunda çatlama tehlikesi de vardır ama hepimizin arzuladığı; gerçek bir çağdaş hukuk devleti olma hedefi de söz konusu olabilir.
Bugün Türkiye’yi yöneten kadronun fevkalade yetersiz bir kadro olduğuna inanıyorum. Sayın Başbakan dün yine en son herkese hukuka saygılı olma çağrısında bulundu ama dokunulmazlıkları kaldırma taahhüdünü yerine getirmediğinin gerekçesi olarak hukukun güvenilmezliğini ileri süren bir anlayışın hukuka saygılı olmasını beklemek mümkün değildir. Zira dış politikayı yerel seçimlere endeksleyen bir anlayışın da Türkiye’yi giderek daha karmaşık hale gelen uluslar arası konjektürde oraya buraya savrulmaktan koruyabilmesi de mümkün değildir. Bağıra bağıra gelen bir ekonomik krizi teşhis etmekte geciken ve sonunda yanlış teşhisten yola çıkıp hata yapmama kaygısıyla aylardan beri hiçbir ciddi önlem almayan bir anlayışın da Türk ekonomisini düze çıkarabilmesi mümkün değildir. Bugünkü hükümet maalesef Türkiye’nin geçen dönem yakaladığı siyasi ve ekonomik istikrarı bir mirasyedi hovardalığıyla harcamıştır ve Türkiye’yi bugün yeniden dünyada IMF’ye muhtaç bir sürü ülkeden biri konumuna getirmiştir.
Türkiye bütün bunları siyaset yoluyla aşmak durumundadır. Anavatan Partisi geçmişte ülke menfaatlerini kendi parti menfaatlerinin üzerinde tutan ve bunun siyasi bedelini de ödeyen bir partidir. Hiç şüphem yok ki önümüzdeki dönemde yeniden şekillenecek olan Türk siyasi hayatında Anavatan Partisi yeniden önemli bir rol üstlenecektir. Partinin bugünkü yönetimini üstlenen değerli arkadaşlarımın çoğunluğu geçmişte Anavatan Partisi’nde siyasete gözünü açmıştır. Bu değerli arkadaşlarımın aynı sorumluluk duygusu içerisinde Anavatan Partisi’ne yakışan, Anavatan Partisi ile özdeşleşen ilke sorumluluğu içerisinde siyaset yapacaklarına inanıyorum.
Bu yerel seçimler Türkiye’de yeni bir siyaset anlayışının bir fırsattır, bir vesiledir. Ülkenin gidişatında şikayetçi olan, endişeli olan herkesin iktidara mesaj verebilmesi için bir fırsattır. Bu fırsatın iyi değerlendirilmesi halinde Türk siyasetinin yeniden yapılandırılması için daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettiğim gibi elimden gelen tüm çabayı harcayacağım. Hiçbir kişisel hedefim, hiçbir kişisel hırsım söz konusu değil ama Anavatan Partisi’nde edindiğim siyasi tecrübeyi, birikimi yine Anavatan Partisi ile birlikte ülke yönetimine sunmayı bir vatandaşlık görevi olarak görüyorum. Anavatan Partisi bundan sonra Türkiye’de özlenen, beklenen, siyasetin olmazsa olmaz unsuru olan alternatif bir siyasi gücün oluşmasında da bir öncü görevi üstlenmelidir, bu göreve hazır olmalıdır. İnanıyorum ki yerel seçim sonuçları da bu görev için bir çağrı niteliğinde olacaktır.
Değerli arkadaşlarımla hem önümüzdeki yerel seçimde yapılacak olan çalışmaları gözden geçireceğiz, buna nasıl katkıda bulunacağımı kendileriyle konuşacağım hem de önümüzdeki dönemle ilgili bazı görüşlerimi kendilerine aktaracağım. Bağımsız bir milletvekili olmakla birlikte Anavatan Partisi ile özdeşleşmiş bir siyasetçi olarak Mecliste de Anavatan Partisi’nin fahri bir temsilcisi gibi görev yapmaya devam edeceğim. Bana ve arkadaşlarıma gösterdikleri bu sıcak karşılama için de kendilerine teşekkür ediyorum, basın mensubu arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum. İnşallah önümüzdeki günlerde çeşitli vesilelerle ülke yönetimiyle ilgili görüşlerimizi sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.
NESRİN NAS
Çok teşekkür ederim. Sayın Başbakan çok açık bir şekilde söyledi. Yeni seçilmiş genel başkanımız Salih Uzun’a hayırlı olsun ve başarı dileklerimizi iletmek üzere burada bulunuyoruz. Kendisiyle görüş alışverişinde bulunacağız ama birinci önceliğimiz Anavatan Partisi’ne Anavatan ailesine ne zaman ne şekilde ihtiyaç olursa her zaman yardıma hazır olduğumuzu, edindiğimiz deneyimlerimizden faydalanılmak istenirse her zaman bu ailenin emrine amade olduğumuzu belirtmek için geldik. Çok teşekkür ederim.
SALİH UZUN
Değerli basın mensubu arkadaşlarım. Az önce ifade ettiğim gibi bugün çok önemli ve değerli dakikalar yaşıyoruz. Bugün her iki genel başkanımızı ve bir dönem genel başkanlığa vekalet etmiş olan Halil İbrahim Özsoy Bakanımızı burada ağırlıyoruz. Ben hem Sayın Başbakanımıza ve hem de genel başkanlarımıza bizi burada ziyaret ettikleri için, burada gelip başarı dileklerini bizimle paylaştıkları için kendilerine şükranlarımı sunuyorum.
Anavatan Partisi gerçekten köklü bir siyasi organizasyon olarak çeyrek asırdır Türk siyasetinin içerisinde ve bu 25 yıllık siyaset serüveninde demokrasi ve değişimin kalesi olagelmiştir hep. Demokrasi ve değişimi bir arada götürebiliyor olabilmek, bir arada el ele götürebilmeyi becerebilmek çok önemlidir ve bir o kadar da zor bir iştir. Anavatan Partisi kendi iktidarları döneminde bu zor işi başarmıştır. Her şeyden önemlisi bunu, kimseyi kırmadan dökmeden başarmıştır. Kavga değil ikna ederek; hoyratça diklenerek, inatlaşarak değil uzlaşarak, anlaşarak, uzlaşmacı bir yaklaşımla bunları başarmıştır. Ne zaman Anavatan Partisi Türk siyasetinin merkezindeki güçlü konumunu, güçlü aktör olma durumunu kaybetmişse Türkiye’nin dengeleri değişmiştir.
ANAVATAN ve ANAVATAN zihniyeti Türk siyasetindeki bu yapıcı yaklaşımını ve fonksiyonunu kaybettiği günden bu yana Türk siyaseti ve Türkiye irtifa kaybetmektedir. Çok açık bir şekilde iddia ediyorum ki şu an Türkiye ANAVATAN zihniyetine, ANAVATAN’ın kurucu felsefesine 1983’ten çok daha fazla ihtiyaç duymaktadır.
Biz, ANAVATAN’ın yeni yönetimi olarak, yeni kuşak ANAVATANLILAR olarak Türkiye’yi tekrar ANAVATAN zihniyetiyle buluşturmak gayreti içerisindeyiz. Bu mücadelede bütün eski genel başkanlarımdan destek istedim ve her birinin de desteklerini bizden esirgemeyeceklerini görerek son derece mutlu oldum. Bu noktada hem eski Başbakanımızın hem de eski genel başkanlarımızın bugün burada yaptıkları ziyaret bizim açımızdan çok değerli, çok önemli. Bu ziyareti çok değerli buluyorum. Bize moral vermişlerdir, destek vermişlerdir. Bundan sonraki mücadelemizde de inşallah her zaman için kendilerinden, birikimlerinden faydalanma yollarını biz zorlayacağız, arayacağız.
Bu vesileyle şimdiye kadar ANAVATAN’a hizmet etmiş olan ve ANAVATAN vasıtasıyla Türkiye’ye hizmet etmiş olan partimizin bütün değerlerini, eski partililerimizi bu mücadeleye yani; Türkiye’yi ANAVATAN zihniyetiyle yeniden buluşturma mücadelemize katkı vermeye bir kez daha davet ediyorum. Bugün Anavatan Partisi, kurucumuz Özal’ın resminin önünde geçmişini, bugününü ve geleceğini aynı anlayış birliği etrafında buluşturmayı becerebilmiştir. Bu tabloyu sağlayan, bu fırsatı bize veren eski genel başkanlarımıza tekrar şükranlarımı sunuyorum.
Yılmaz, bir gazetecinin "Logo ile başlayan değişiklik ne düzeye kadar ilerleyebilir. Yeniden genel başkanlığınız söz konusu olabilir mi?" sorusu üzerine, şunları kaydetti:
“Az önce de söyledim, daha önce de çok defalar tekrarladım. 12 sene genel başkanlığın bir siyasetçi için yeterli olduğunu düşünüyorum. Bir daha kesinlikle böyle bir hedefim yok ama ülke için hala sorumluluklarım olduğuna inanıyorum. Türkiye’de bugün aşırı dengesiz bir siyasi durumun bulunduğunu görüyorum. Bu dengesizliğin giderilmesi için elimden gelen her türlü katkıyı da vereceğim. Bunun içinde herhangi bir kişisel hedef, kişisel hesap söz konusu olmayacak. Bu belki Türk siyasetinde pek alışılmış bir durum değil ama benim siyaset anlayışım bunu gerektiriyor. Bundan sonra bize düşen görev; genç, donanımlı ve enerjik kadroların önünü açmaktır, onlara yardımcı olmaktır, birikimlerimizi onlara aktarmak, onlarla birlikte ülke yönetimine ortak olmaktır. Hiçbir zaman, genel başkanlığım döneminde de mutlak bir lider anlayışıyla hareket etmedim. Her zaman istişareye ve ekip çalışmasına önem vermeye çalıştım. İnanıyorum ki Salih Uzun arkadaşım da aynı anlayış içerisinde ANAP’ı yeniden eski, parlak günlerine geri götürecektir. Bu amblem değişikliğini de ANAP’ın özüne dönmesinin bir adımı olarak görüyorum
BU, AKPARTİ'NİN İFLAS İLANIDIR..
14.01.2009
Genel Başkanımız Salih Uzun’un bugün Anavatan Partisi Genel Merkezi’nde Başkanlık Divanı sonrasında yapmış oldukları basın toplantısında şunları söyledi:
“Bu toplantımızın konusu, ne Ergenekon, ne de hayat pahalılığı... Bu iki başlık da milletin başına musallat olmuş iki bela. Ama bugün bu iki konuya değil belki de bu iki konunun milletin başına musallat olmasına sebep olan bir siyasi hastalığa, siyasetteki ilkesizliğe, yüzsüzlüğe değineceğim.
Ergenekon bataklığından ve çukurundan çıkan topraklarla başarısızlıkların ve özellikle de sebep oldukları hayat pahalılığının üzerini örtmeye çalışan iktidar “bunu da mı yapacaktınız” dedirten bir ilkesizliğe imza attı.
Bu milletin başına ne geldiyse aldatanlardan geldi. Oldukları gibi görünmeyenlerden görüldükleri gibi de olmayanlardan geldi.
Lafı hiç uzatmadan açıkça söyleyeceğim. Bülent Akarcalı’nın AKP’nin Çankaya Belediye Başkan adaylığından bahsediyorum.
Bu AK Partinin iflas ilanıdır.
Geldiği düzeyin, indiği seviyenin ilanıdır.
Şu hale bakın. Altı senelik iktidarların icraatları ile vatandaşının karşısına çıkmaya ‘yüz’leri olmayanlar, ANAVATAN’ın yirmi sene önceki icraat kadroları ile halkın karşısına çıkmaya hazırlanıyorlar.
% 47 oyu olduğunu her fırsatta söyleyen Başbakan, altı yıldır görev yaptığı, hatta Genel Merkezi’nin de bulunduğu Çankaya’da partisinden belediye başkanlığı yapacak çapta bir tek kişi, evet bir tek Allahın kulunu bulamıyor ve sonunda Anavatan Partisinde kesintisiz beş dönem milletvekilliği ve defalarca da bakanlık yapmış birisini aday yapıyor.
Bu insanlar, vatandaşlarının karşısına çıkarabilecekleri kendilerine ait bir ‘yüz’e sahip değiller, ‘yüzsüzlük’ içindeler.’Yüzsüz’lük kavramının içini doldurdular. Ayıp olmanın da ötesinde bir acziyetin ifadesidir bu.
Biz; felsefelerinin olmadığından emindik ama artık açıkça ortaya çıktı ki adamları da yok.
Adamlarının olmadığının ilanını ve ispatını yine bizzat kendileri yaptılar. Bunu milletimizin takdirine bırakıyoruz.
Bu ilkesizliği yapanlara planlayanlara, rol alanlara ve zemin olanlara ama başta da isimlerini Adalet ve Kalkınma koyanlara sesleniyorum:
Siz adaletin değil, aldatmanın partisisiniz.
Ne diyeceksiniz şimdi Bülent AKARCALI’yı tanıtırken... Soruyorum Sayın Başbakan’a; ne diyeceksiniz?
“AKP’ye yıllardır gönül ve emek vermiş Bülent kardeşimi aday göstermenin mutluluğu içindeyim” mi diyeceksiniz?
“Bunca yıl yağan yağmurlarda beraber yürüdüğümüz Bülent kardeşimle yola devam ediyoruz” mu diyeceksiniz?
“Bülent kardeşimin gönlü aslında en başından beri bizimle beraberdi ama kavuşmak bugün nasip oldu, hamdolsun” mu diyeceksiniz?
Aslına bakarsınız artık ne diyeceklerinin hiçbir anlamı kalmadı.
İşin rengi ortadadır.
Bu kadar senedir iktidarlar ama çok önem verdikleri Çankaya için bile kendi kadrolarından bir tane aday bulamıyorlar.
Ancak açıkça görülüyor ki; bizim rotasını kaybetmiş eski meşhurlarımız bile AKP’nin baş tacı oldu.
Bu ilkesizliğe konu olan, zemin olan Bülent Akarcalı’ya da bir çift sözüm olacak:
Değer miydi buna… Sen ki on dokuz sene milletvekilliği yaptın, üç defa bakanlık yaptın. Böyle zikzak yapmak yakıştı mı sana!? Soyadın Akarcalı’daki Ak’dan başka tek bir benzerliğin var mı AKP ile. Bu durumu nasıl izah edeceksin?!”
14.01.2009
Genel Başkanımız Salih Uzun’un bugün Anavatan Partisi Genel Merkezi’nde Başkanlık Divanı sonrasında yapmış oldukları basın toplantısında şunları söyledi:
“Bu toplantımızın konusu, ne Ergenekon, ne de hayat pahalılığı... Bu iki başlık da milletin başına musallat olmuş iki bela. Ama bugün bu iki konuya değil belki de bu iki konunun milletin başına musallat olmasına sebep olan bir siyasi hastalığa, siyasetteki ilkesizliğe, yüzsüzlüğe değineceğim.
Ergenekon bataklığından ve çukurundan çıkan topraklarla başarısızlıkların ve özellikle de sebep oldukları hayat pahalılığının üzerini örtmeye çalışan iktidar “bunu da mı yapacaktınız” dedirten bir ilkesizliğe imza attı.
Bu milletin başına ne geldiyse aldatanlardan geldi. Oldukları gibi görünmeyenlerden görüldükleri gibi de olmayanlardan geldi.
Lafı hiç uzatmadan açıkça söyleyeceğim. Bülent Akarcalı’nın AKP’nin Çankaya Belediye Başkan adaylığından bahsediyorum.
Bu AK Partinin iflas ilanıdır.
Geldiği düzeyin, indiği seviyenin ilanıdır.
Şu hale bakın. Altı senelik iktidarların icraatları ile vatandaşının karşısına çıkmaya ‘yüz’leri olmayanlar, ANAVATAN’ın yirmi sene önceki icraat kadroları ile halkın karşısına çıkmaya hazırlanıyorlar.
% 47 oyu olduğunu her fırsatta söyleyen Başbakan, altı yıldır görev yaptığı, hatta Genel Merkezi’nin de bulunduğu Çankaya’da partisinden belediye başkanlığı yapacak çapta bir tek kişi, evet bir tek Allahın kulunu bulamıyor ve sonunda Anavatan Partisinde kesintisiz beş dönem milletvekilliği ve defalarca da bakanlık yapmış birisini aday yapıyor.
Bu insanlar, vatandaşlarının karşısına çıkarabilecekleri kendilerine ait bir ‘yüz’e sahip değiller, ‘yüzsüzlük’ içindeler.’Yüzsüz’lük kavramının içini doldurdular. Ayıp olmanın da ötesinde bir acziyetin ifadesidir bu.
Biz; felsefelerinin olmadığından emindik ama artık açıkça ortaya çıktı ki adamları da yok.
Adamlarının olmadığının ilanını ve ispatını yine bizzat kendileri yaptılar. Bunu milletimizin takdirine bırakıyoruz.
Bu ilkesizliği yapanlara planlayanlara, rol alanlara ve zemin olanlara ama başta da isimlerini Adalet ve Kalkınma koyanlara sesleniyorum:
Siz adaletin değil, aldatmanın partisisiniz.
Ne diyeceksiniz şimdi Bülent AKARCALI’yı tanıtırken... Soruyorum Sayın Başbakan’a; ne diyeceksiniz?
“AKP’ye yıllardır gönül ve emek vermiş Bülent kardeşimi aday göstermenin mutluluğu içindeyim” mi diyeceksiniz?
“Bunca yıl yağan yağmurlarda beraber yürüdüğümüz Bülent kardeşimle yola devam ediyoruz” mu diyeceksiniz?
“Bülent kardeşimin gönlü aslında en başından beri bizimle beraberdi ama kavuşmak bugün nasip oldu, hamdolsun” mu diyeceksiniz?
Aslına bakarsınız artık ne diyeceklerinin hiçbir anlamı kalmadı.
İşin rengi ortadadır.
Bu kadar senedir iktidarlar ama çok önem verdikleri Çankaya için bile kendi kadrolarından bir tane aday bulamıyorlar.
Ancak açıkça görülüyor ki; bizim rotasını kaybetmiş eski meşhurlarımız bile AKP’nin baş tacı oldu.
Bu ilkesizliğe konu olan, zemin olan Bülent Akarcalı’ya da bir çift sözüm olacak:
Değer miydi buna… Sen ki on dokuz sene milletvekilliği yaptın, üç defa bakanlık yaptın. Böyle zikzak yapmak yakıştı mı sana!? Soyadın Akarcalı’daki Ak’dan başka tek bir benzerliğin var mı AKP ile. Bu durumu nasıl izah edeceksin?!”



