Çanakkale Kahramanları'nın Notları
Görünüm: Tam | Özet
ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ
Çanakkale Geçilmez
"Çanakkale Geçilmez" Çanakkale'ye bir çok uzman Türkiye Cumhuriyeti'nin önsözü, Türkiye Cumhuriyeti'nin ana rahmi, cumhuriyetin başlangıç noktası derler Bütün dünyanın farkında olduğu şey Çanakkale geçilseydi dünyanın başka bir dünya olacağıdır Bu büyük zaferi anlatmaya kalem kâfi gelmez Çanakkale geçilebilseydi bugün siz ve ben belkide yoktuk ya da kimbilir hangi devletin bayrağı altında, hangi isimle yaşardık
Bir tarafta okyanuslar aşarak, bilmedikleri topraklara, tanımadıkları insanlarla savaşmak için getirilmiş çok uluslu, çok donanımlı, çok güçlü bir ordu; diğer yanda gücünü sadece ve sadece haklı olmanın verdiği yüksek inanç, onur ve cesaretten alan yoksul ve yorgun bir milletin direnişi İnsanlık tarihinin gördüğü savaşlar içinde göğüs göğse çarpışılmış son büyük ve acımasız savaştan geriye çok büyük şeyler kaldı Bunlardan en ilginci gerek sıcak savaşın içinde gerekse ateşkes zamanlarında ve savaş bitiminde sergilenen büyük insanlık dersleri Belki de savaşın en önemli galiplerinden biri bu
"Çanakkale Savaşları, Türk Savaş Tarihi'nin bir harp safhası ya da Birinci Dünya Savaşı'nın yalnız bir parçası değil; o başlı başına dünyayı dize getiren ve dünyanın en güçlü ordularını Çanakkale Boğazı'ndan geçirmeyen "muazzam bir olay veya dünya tarihinin dönüm noktalarından biri"dir"
Çanakkale Savaşları'nın ehemmiyeti ve azameti zamana bağlı kalmadan gelecek nesle Tarihî -Askerî -İçtimaî -Ahlâkî -Ekonomik ve Siyasî bakımdan mütemadiyen bir inceleme zemini olacaktır Bin yıllık Anadolu tarihimizin içinde ise 100'den fazla kazandığımız zaferlerin en büyüğüdür
18 Mart'ta kutlanan zafer, Deniz Savaşları'nda elde edilen ve tarihin o güne kadar görmediği muhteşem bir zaferdir Dönemin "süper" devletleri Çanakkale önünde pes ederek geri çekilmiştir
"Çanakkale Geçilmez" destanı sırasında eli silah tutan bütün vatan evlatları görev almıştır Kürdü, Lazı, Çerkezi, Arnavut'u, Arap'ı, Gürcü'sü, Boşnak'ı, Yörük'ü ile toplam 250 bine yakın askerimiz İslam'ın son ve asil bayrağını düşürmemek için şehit düşmüş, geride ise on binlerce gazi kalmıştır Birçoğumuzun akrabası Çanakkale'de kalmıştır
Gelibolu'da Çanakkale savaşlarının cereyan ettiği bölgedeki şehitlikleri gezerken, en küçüğü 15, en büyüğü 28 yaşında pek çok insanımızın canlarını burada feda ettiklerini görürsünüz Resmi kayıtlardan da daha büyük yaştaki askerlerimizin de şahadet şerbetini içtikleri yazılıdır
Bugün 15 yaşındaki çocuklarımız sokaklarda oynuyor Eğer bir millet, tahsil çağında ve çocuk yaşlardaki gençleri cepheye sürmüş veya gönüllü olarak savaşa katılmalarına müsaade etmişse, o savaş için son imkânlarını kullanıyor demektir Bu bakımdan savaş kolay kazanılmamıştır
Bizim bu savaşta zayiatımız 250 bin, resmi kayıtlara göre 253 bindir O hengâmede kayıt dışı şehitlerimizle birlikte insan kaybımızın 300 bine yaklaştığını söyleyenler de vardır Düşmanın zayiatı da bir o kadar veya biraz daha fazladır80 binin üzerinde üniversitelinin Çanakkale'de can verdiğini biliyoruz Gerçekten bu müthiş müdafaa savaşında Osmanlı, 100 bin kadar en güzide ve yetişmiş elemanlarını ve aydın insanlarını kaybetmiştir
İnanç, vatan sevgisi, dayanışma, birlik ve beraberlik duyguları, zamanın en güçlü ve donanımlı ordularına karşı koymada en önemli faktörler olmuştur Bugün de aynı ruh ve inanca milletçe ihtiyacımız var Çanakkale'de şahlanan ruh, milletimizin mayasını oluşturan ruhtur Yeni nesilleri bu duygularla yetiştirmeli, dedelerinin emanetini torunlarına aktarabilmeliyiz Sık sık Çanakkale'ye okul gezileri tertipleyip öğrencilere bu çok önemli tarih bilgisini yani Çanakkale ruhunu aşılamalıyızÇanakkale Zaferi'ni tekrar kazanmak mümkün olmayabilir, ama o zaferi kazanan insanı kazanabilirsiniz Daha doğrusu yetiştirebilir ve yaşatabilirsiniz
Çanakkale Savaşları'nın ve elde edilen muhteşem zaferin tarihimizde çok özel bir yeri vardır Bu zafer, kahraman askerlerimizin, dünyaya parmak ısırtan bir îman ve kahramanlık destanıdır Müslüman milletimizin, iman ve azminin, metanet ve gücünün açık bir göstergesidir Hep söylendiği gibi düşmanlarımız Çanakkale'den "askeri" olarak geçememiştir Ancak, onlar öğrendiler ki, içeriden yıkmak daha kolay Çanakkale şehitlerinin ruhunu rahatsız edecek hiçbir şeye fırsat vermemiz gerekirken,bugün bizi biz yapan ve Çanakkale'de şahlanan değerler her geçen gün erozyona uğruyor Bunu söylemek güç olsa da ne yazık ki Çanakkale'de alamadıklarına adım adım ulaşıyorlar Özellikle tüm İslamî değerlerle birlikte, vatan sevgisi, namus ve ahlak gibi hassasiyetler öylesine zayıfladı ki, artık genç kitle içinde "bunlar can vermeye değmez" duygusu yerleştirilmeye çalışılıyor Bazı ilahiyatçılarımız planlı yollarla "nasıl oruç tutulmaz", "nasıl namaz kılınmaz", "niçin örtü takılmaz", "nasıl kurban kesilmez" fetvalarıyla geniş kitlelerin zihinlerini bulandırıyor Aynı isimler, " hıdrellez, aşure günü" gibi toplumsal birlik günlerini hurafe deyip küçümserken, Aziz Valentin Günü (Sevgililer Günü), Noel/Christmas ve Hallowen Day (Cadılar Bayramı) vs… büyük reklamlarla lanse ediliyor, kutlamayı normal görebiliyor Her biri, bir dini günmüş gibi kutlanıyor Bunun özellikle ana sınıflarından itibaren ne kadar etkili olduğu ise ayrı bir konu
Diyanet İşleri Başkanı Prof Ali Bardakoğlu'nun bu süreçle ilgili değerlendirmesi şöyleydi: "Bu bayramların ve bunlarla ilgili olarak yapılan adet ve törenlerin Müslümanlarca benimsenip uygulanması dinsel ve kültürel bir yozlaşma olarak görülmeli; böylesi bir tutumun, kendi değerlerimizden uzaklaşma ve başkalaşma sürecini hızlandırdığı gözden uzak tutulmamalıdır"
Aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi bir kez daha minnet, saygı ve şükranla anıyorum Allah rahmet eylesin
Kaynak: http://www.mumsema.com
2008-03-18 13:12:03
Çanakkale'de herkes gibi futbolcular da kanlarını bu topraklar için döktü. Cephede, Galatasaray 23, F.Bahçe 5, Beşiktaş'tan 2 futbolcumuz bu topraklar için canını verdi.
Gazeteci-Yazar Ali Sami Alkış, Çanakkale Savaşı'nda düşmanla mücadeleleri sırasında şehit olan, yaralanan ve esir düşen futbolcuların hikayelerini ''Çanakkale'de Şehit Düşen Futbolcular Yedi Kandilli Avize'' adlı kitapta anlattı.
BELGELER YANDI
Kitapta Galatasaray'da kayıtların düzenli tutulması nedeniyle şehit futbolcu sayısının fazla gözüktüğü, Beşiktaş'a ait kayıtların işgal yıllarında kulübün Rumlar tarafından yağmalanması sırasında, Fenerbahçe'ye ait kayıtların ise kulüp binasında çıkan yangında tahrip olduğu belirtiliyor. Ankara, Izmir, Bursa, Trabzon gibi kentlerde bulunan kulüplerde oynayan futbolcuların da savaşa katıldığı, ancak kayıt tutulmadığı için isimlerinin ve sayılarının tespit edilemediği ifade ediliyor.
GALATASARAYLI İNGİLİZ FUTBOLCU
Kitapta, İslamiyeti seçen Spancer ve Sarah Robenson adlı İngiliz karı-kocanın 3 erkek çocuğundan Ahmet ve Abdurrahman'ın Galatasaray'da top oynadığı belirtiliyor. Gönüllüler ordusuna katılarak Çanakkale'ye giden Robenson kardeşlerden Abdurrahman'ın kısa bir süre sonra gönderildiği Kafkas Cephesi'nde donarak şehit olduğu kardeşi, Yakup Robenson'un ise Çanakkale'nin ardından gittiği Bağdat Cephesi'nde bir İngiliz'in silahından çıkan kurşunla şehit olması kitabın en ilgi çekici bölümlerinden.
MAÇA BEKLENİYORDU ŞEHİT OLDU HABERİ GELDİ
Çanakkale'nin ardından Fransızlarla savaşmak için Niğde'ye giden Fenerbahçeli Arif'in hazin hikayesi kitapta şöyle anlatılıyor ''Fenerbahçe, 1919- 1920 sezonuna iddialı girmek istiyordu. Bunun için, sağ bekleri Istihkam Subayı Mülazımıevvel Arif'in mutlaka oynamasını istiyorlardı. Ulukışla'da bulunan kaptanları için, kumandanlıktan izin aldılar. O mutlaka gelmeliydi. Gelecekti. Fakat onun yerine kara haberi geldi.
Arif Ulukışla'dan Niğde'ye giderken tam kalbine aldığı bir kurşunla şehit oldu. “haberinin ardından Fenerbahçe'nin İdmanyurdu karşılamasına, şehide saygı olsun diye 10 kişiyle çıktı. Şehit Arif'in 2 numaralı forması ise saha kenarına bırakılan bir sandalyeye asıldı. Karşılaşmanın ise sahaya 10 kişiyle çıkan Fenerbahçe'nin 11-0 üstünlüğüyle sonuçlandığı belirtiliyor.
SIRTINA GÜLLE İSABET ETTİ
Çanakkale Savaşı sırasında Beşiktaş'ın yıldız futbolcularından olan kaptan Kazım'ın, düşman işgaline karşı cepheye gittiği ve kendisini tanıyan bir komutanın ''emir erim ol'' önerisini, ''Ben sporcuyum. Diğerlerine göre daha zinde ve atik biriyim. Cephede daha çok işe yararım'' diyerek geri çevirdiği belirtiliyor. Anzaklara karşı destanlaşan 27. Alay'da mücadele veren Kazım'ın savaş sırasında sırtına isabet eden bir gülle ile Çanakkale'de şehit düştüğü kaydediliyor.
Kaynak: http://www.ortadogugazetes
18 Mart, Birinci Dünya Savaşı'nda, 7 düvelin üzerine çullandığı "hasta adam" denilen Osmanlı'nın inançla nasıl zafer kazanılacağının tarihi... Çanakkale Deniz Zaferi'nin 94. yıldönümü...
''...Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor/Bir hilal uğruna, ya Rab, ne Güneşler batıyor/Ey bu topraklar için toprağa düşmüş, asker/Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer/Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i/Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi''. Mehmet Akif Ersoy'un, yazıldığı tarihten bugüne kadar bütün nesillere Çanakkale Savaşı'nın heyecanını yaşatan bu şiiri, bir milletin üstün cesaret destanını anlatıyor.
18 Mart "Deniz zaferi"
18 Mart, Birinci Dünya Savaşı içinde ayrı bir özelliği olan, tarihin seyrini değiştiren, yaşamak hakkına şerefi ile ulaşan bir milletin kahramanlık destanının yazıldığı tarihin, Çanakkale Deniz Zaferi'nin 94. yıldönümü... İngiliz ve Fransız ortak saldırılarına karşı savaşılan bu cephede cereyan eden muharebeler, denizden ve karadan olmak üzere yaklaşık bir yıl sürdü. Çok şiddetli çarpışmalar oldu, Türkler canları pahasına büyük bir zafer kazandı. Çanakkale Savaşları'nda 18 Mart Deniz Zaferi'nin ise önemli bir yeri bulunuyor. 18 Mart, yersiz bir gururun Karanlık Liman'da boğuluşunun tarihlere kaydedildiği gün oldu. Türk denizcilerinin ve topçularının hedefini şaşmayan çelik yumruğu, bu zaferin kazanılmasında başlıca rolü oynadı.
Ne liman, ne de fabrika vardı...
1914'te Osmanlı, yorgun ve halsizdi, Avrupalılar'ın deyimiyle ''hasta adamdı''. Birinci Dünya Savaşı'na girecek durumda değildi. Yeni çıktığı Balkan Savaşı'nın yaralarını saracak zaman bile bulamamıştı. 1911 Trablusgarp ve 1913 Balkan muharebeleri yenilgileri, Osmanlı'nın adeta belini bükmüştü. Koca imparatorluk, çağın, sanayi devriminin çok gerilerinde kalmış, zengin Avrupalılar'ın ''kapitülasyon'' denilen ekonomik ve mali boyunduruğu altında ezikti. Ülkede ne sanayi denebilecek bir tesis, ne de tam anlamıyla yapılan bir tarım vardı. Gaz yağından iğnesine, silahından mermisine her şey için dışa bağımlı olan memlekette ne düzgün bir yol, ne bir liman, ne de fabrika vardı.
Osmanlı'nın savaşa girişi
Dünya Savaşı kapıdayken Osmanlı devleti, çöküşüne zemin hazırlayacak bu savaşa girmek üzereydi. Her ne kadar Osmanlı yönetimi ve özellikle savaşa taraftar olmayan Sadrazam Halim Paşa, Maliye Nazırı Cavid Bey ve diğer üyeleri, yapılan anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu iddia etseler de Almanya, hemen ertesi günü Osmanlı'ya savaşa girme zemini hazırlamaya başladı. 3 Ağustosta Fransa'ya ve sömürgelerine karşı faaliyet için Akdeniz'de bulunan Goben ve Breslav zırhlılarına hemen İstanbul'a gitme emri verildi. İngilizlerin peşinden geldiği gemiler önce İzmir'e, 10 Ağustos'ta da Çanakkale'ye geldi. Hükümetin bilgisi haricinde Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın özel izniyle boğazlardan geçti. Gemiler geçtikten sonra İtilaf Devletleri yaptıkları tarafsızlık anlaşmalarına göre, gemilerin 24 saat zarfında Türk karasularından çıkarılmasını ya da hemen silahlarından arındırılması gerektiğini bildirerek, Osmanlı hükümetini protesto etti. Hükümet, bunun üzerine Halil Menteşe Bey'in teklifiyle gemileri satın aldı. Gemiler boğazdan geçtikten sonra mürettebatı, fes giyerek, sanki Türk donanmasının denizcileriymiş gibi davranıyordu. 29 Ekim tarihinde Goben ve Breslav Karadeniz'e açılarak Odessa Sivastopol ve Navrossis'deki Rus tahkimatını bombardıman etti. Bunun üzerine 30 Ekim'de İngiliz ve Fransızlar da Türkiye'ye karşı harekete geçti.
Osmanlı savaşta
Rus limanları bombardıman edildikten sonra Rusya, fiilen 31 Ekim'de Doğu Beyazıt'ın kuzeyinden sınırı geçti, İngilizler de ertesi gün Akabe'yi bombaladı. 3 Kasımda Rusya, 5 Kasımda Fransa ve İngiltere Osmanlı'ya savaş ilan etti. Türklerin, boğazda yeterli savunma gücü yoktu. Çünkü Almanlar boğazın zorlanacağını düşünmediklerinden burada bulunan 32 bataryayı 22'ye indirmişlerdi. İngiliz gemilerinin boğazda görülmesinin ardından Türk cephesi%
''...Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor/Bir hilal uğruna, ya Rab, ne Güneşler batıyor/Ey bu topraklar için toprağa düşmüş, asker/Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer/Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i/Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi''. Mehmet Akif Ersoy'un, yazıldığı tarihten bugüne kadar bütün nesillere Çanakkale Savaşı'nın heyecanını yaşatan bu şiiri, bir milletin üstün cesaret destanını anlatıyor.
18 Mart "Deniz zaferi"
18 Mart, Birinci Dünya Savaşı içinde ayrı bir özelliği olan, tarihin seyrini değiştiren, yaşamak hakkına şerefi ile ulaşan bir milletin kahramanlık destanının yazıldığı tarihin, Çanakkale Deniz Zaferi'nin 94. yıldönümü... İngiliz ve Fransız ortak saldırılarına karşı savaşılan bu cephede cereyan eden muharebeler, denizden ve karadan olmak üzere yaklaşık bir yıl sürdü. Çok şiddetli çarpışmalar oldu, Türkler canları pahasına büyük bir zafer kazandı. Çanakkale Savaşları'nda 18 Mart Deniz Zaferi'nin ise önemli bir yeri bulunuyor. 18 Mart, yersiz bir gururun Karanlık Liman'da boğuluşunun tarihlere kaydedildiği gün oldu. Türk denizcilerinin ve topçularının hedefini şaşmayan çelik yumruğu, bu zaferin kazanılmasında başlıca rolü oynadı.
Ne liman, ne de fabrika vardı...
1914'te Osmanlı, yorgun ve halsizdi, Avrupalılar'ın deyimiyle ''hasta adamdı''. Birinci Dünya Savaşı'na girecek durumda değildi. Yeni çıktığı Balkan Savaşı'nın yaralarını saracak zaman bile bulamamıştı. 1911 Trablusgarp ve 1913 Balkan muharebeleri yenilgileri, Osmanlı'nın adeta belini bükmüştü. Koca imparatorluk, çağın, sanayi devriminin çok gerilerinde kalmış, zengin Avrupalılar'ın ''kapitülasyon'' denilen ekonomik ve mali boyunduruğu altında ezikti. Ülkede ne sanayi denebilecek bir tesis, ne de tam anlamıyla yapılan bir tarım vardı. Gaz yağından iğnesine, silahından mermisine her şey için dışa bağımlı olan memlekette ne düzgün bir yol, ne bir liman, ne de fabrika vardı.
Osmanlı'nın savaşa girişi
Dünya Savaşı kapıdayken Osmanlı devleti, çöküşüne zemin hazırlayacak bu savaşa girmek üzereydi. Her ne kadar Osmanlı yönetimi ve özellikle savaşa taraftar olmayan Sadrazam Halim Paşa, Maliye Nazırı Cavid Bey ve diğer üyeleri, yapılan anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu iddia etseler de Almanya, hemen ertesi günü Osmanlı'ya savaşa girme zemini hazırlamaya başladı. 3 Ağustosta Fransa'ya ve sömürgelerine karşı faaliyet için Akdeniz'de bulunan Goben ve Breslav zırhlılarına hemen İstanbul'a gitme emri verildi. İngilizlerin peşinden geldiği gemiler önce İzmir'e, 10 Ağustos'ta da Çanakkale'ye geldi. Hükümetin bilgisi haricinde Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın özel izniyle boğazlardan geçti. Gemiler geçtikten sonra İtilaf Devletleri yaptıkları tarafsızlık anlaşmalarına göre, gemilerin 24 saat zarfında Türk karasularından çıkarılmasını ya da hemen silahlarından arındırılması gerektiğini bildirerek, Osmanlı hükümetini protesto etti. Hükümet, bunun üzerine Halil Menteşe Bey'in teklifiyle gemileri satın aldı. Gemiler boğazdan geçtikten sonra mürettebatı, fes giyerek, sanki Türk donanmasının denizcileriymiş gibi davranıyordu. 29 Ekim tarihinde Goben ve Breslav Karadeniz'e açılarak Odessa Sivastopol ve Navrossis'deki Rus tahkimatını bombardıman etti. Bunun üzerine 30 Ekim'de İngiliz ve Fransızlar da Türkiye'ye karşı harekete geçti.
Osmanlı savaşta
Rus limanları bombardıman edildikten sonra Rusya, fiilen 31 Ekim'de Doğu Beyazıt'ın kuzeyinden sınırı geçti, İngilizler de ertesi gün Akabe'yi bombaladı. 3 Kasımda Rusya, 5 Kasımda Fransa ve İngiltere Osmanlı'ya savaş ilan etti. Türklerin, boğazda yeterli savunma gücü yoktu. Çünkü Almanlar boğazın zorlanacağını düşünmediklerinden burada bulunan 32 bataryayı 22'ye indirmişlerdi. İngiliz gemilerinin boğazda görülmesinin ardından Türk cephesi%
Atatürk', 'Tanrıların Tahtı: Nemrut' ve 'Hititler' gibi uluslararası belgeselleriyle tanınan Tolga Örnek, Çanakkale Savaşı'nı anlatan son yapıtını görücüye çıkardı. 'Gelibolu' adlı belgesel filminin galası, dün Lütfi Kırdar'da yapıldı. Belgeselin senaristliğini, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenen Tolga Örnek, imza attığı yapımın savaşı yaşayanlara karşı bir saygı duruşu olduğunu söyledi. Yönetmen 'Savaşı farklı uluslardan 10 askerin mektuplarından yola çıkarak anlatmaya çalıştık. 'Gelibolu' bir tarafta hiç bilmediği bir düşmana karşı savaşmaya gelmiş askerlerin trajedileri, diğer tarafta vatanı için savaşan ölüme yazgılı askerlerin acılarını gözler önüne seren bir belgeseldir' dedi. Örnek, filmi annesine ithaf ettiğini de sözlerine ekledi.
Ordu tam kadro
Duygusal anların yaşandığı galaya 1. Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon, Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, emekli Orgeneral Çevik-Nilgün Bir, yönetmen Örnek'in babası Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek ve şehit aileleri katıldı. Yarın vizyona girecek film, nisanda Yeni Zelanda ve Avustralya'da izleyicilerle buluşacak. 6 Haziran'da ise ABD'de özel bir gösterim yapılacak. Hakan SADIÇ
--------------------------
JEREMMY IRONS SESLENDİRDİ
Çalışmaları 6 yılda tamamlanan 116 dakikalık belgesel, İngilizce-Türkçe olarak hazırlandı. 'Gelibolu'nun İngilizce seslendirmesini ünlü aktör Jeremmy Irons, Türkçe seslendirmesini ise Zafer Ergin gerçekleştirdi. Müziklerini Demir Demirkan'ın bestelediği belgesel için 7 ülkede 70'ten fazla arşiv tarandı, çeşitli ülkelerden 16 tarihçi danışmanlık yaptı.
--------------------------
DİYANETTEN ÇANAKKELE HUTBESİ
Diyanet İşleri Başkanlığı, Çanakkale Zaferi'nin önemini yarın camilerde okunacak hutbe ile anlatacak.'Çanakkale Geçilmez' konulu hutbede Çanakkale'nin Türk milletinin tarih boyunca karşılaştığı en büyük ve en zorlu sınavlardan biri olduğu vurgulanıyor. Yaşananların, müstesna bir vatan sevgisi ve milli değerlere bağlılığın güzel bir örneği olduğu belirtilen hutbede, şöyle denildi:
''Çanakkale Zaferi, tarihimizi taçlandıran olaylar arasında muhteşem bir yere sahiptir. Müslüman varlığını yeryüzünden ebediyen silmeyi amaç edinen zihniyet, Çanakkale Boğazı'ndan geçerek İstanbul'u ele geçirmek suretiyle ülkemizi parçalamak, milletimizi esir etmek amacıyla 1914 yılı kasım ayında Osmanlı devletine savaş ilan etti.''
Çocuklara anlatın
'Çanakkale Geçilmez' fermanının 250 bin imanlı vatan evladının, şahadet şerbetini içmesiyle yazıldığı ve şehitliğin mümin için yüce bir mertebe olduğu belirtilen hutbede, çocuklarımıza Çanakkale destanını ve ardındaki ruhu anlatarak vatanımızın ve yüce değerlerimizin kıymetini öğretmemiz gerektiği vurgulandı. (AA)
İlaç şirketi Deva Holding, dünyanın en kanlı savaşlarından biri olan Çanakkale savunmasının 'tıp cephesi'ne ışık tutan 'Çanakkale: Acı İlaç' adlı bir kitap yayımladı. Kitapta, bugüne kadar askeri ve siyasi yönüyle ele alınan Çanakkale Savaşı'na, tıbbi açıdan bakılıyor. Kitap, 1915'te yapılan Çanakkale Savaşı'nı, sadece Boğaz'ı geçmek isteyen düşman donanmasına karşı verilen bir savunma olarak değil, aynı zamanda ilaç ve tıbbi malzeme yokluğuna karşı verilen bir mücadele olarak da tanımlıyor.
Kitaba göre yüz binlerce şehidin yanında salgın hastalıklar, mikrop kapmaları ve bit de bir o kadar can aldı. Hastalıkla ve salgınla ilkel mücadele yöntemleri ölümü geciktirmekten başka bir işe yaramadı.
Tuzlu su nakli
Yaralı askerleri tedavi de bir o kadar zahmetli ve çoğunlukla sonuç vermeyen bir uğraştı. Osmanlı İmparatorluğu'nun içinde bulunduğu sefalet, tıp biliminin 90 yıl önceki seviyesi, yaralı askerlerin tedavisini işkenceye dönüştüyordu. Örneğin kafa, göğüs ve karın yaralanmalarında askerler neredeyse kaderine terk ediliyordu. O yıllarda kan nakli mümkün olmadığından, yaralının şoka girmesini önlemek için damarlarına tuzlu su veriliyordu.
Gül KİREKLO / İSTANBUL
--------------------------
TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Çanakkale: Acı İlaç adlı kitapta, hastalıklarla ve salgınla mücadele, yaralıların tedavi yöntemleri de anlatılmış. Savaş sırasında, hastalıktan korunmak için ve tedavi amacıyla bugüne göre ilkel sayılabilecek yöntemlere başvurulmuş.
Sıtma : Cephelerde ve cephe gerisinde görüldü. Cibinlikler işe yaramıyordu. Sivrisinekle mücadele etmek için gece gündüz çalışılıyordu. Sıtmayı önlemek için drenaj çukurları bile açıldı. Ateş yakarak, sinekler kaçırılmaya çalışıldı.
Tifüs: Tifüsün yayılmasının en önemli nedeni bit idi. Askerlerde bite sıkça rastlanmasına rağmen bu hastalık çok yaygın şekilde görülmedi.
İskorbüt: Yetersiz beslenme nedeniyle görülen bir hastalık. 5'inci Ordu'da yetersiz beslenme nedeniyle iskorbüt salgını çıktı. Bin iskorbüt vakası kayda geçti.
Dizanteri, kolera: Ağustos ayının sonlarına doğru 500 kişide dizanteriye rastlandı. Hastalığa yakalanmış alayın tümüne bol miktarda killi toprak yedirildi. İlaç yokluğunda killi topraktan medet umuldu.
Hastaneler: Ağır yaralıların tedavisinde, ellerindeki imkanlar nedeniyle doktorlar yetersiz kalıyordu. Yaralıların büyük bir kısmına yetersiz tedavi uygulanıyordu. İç hastalıklarına yakalanmış 2 bin 500 kişiden günde yüzde 40'ı ölüyordu. Yapılabilen tek şey, ağır yaralıların dilinin altına bir morfin tableti koymaktı. Morfin dağıtımı da yetersizdi. Yanlış olduğu halde, karnından vurulanlara daha dördüncü günü katı yiyecekler veriliyordu.
Şoklar: Şok, yaralı bir asker için ölüm anlamına geliyordu. Tansiyonun düşmesini önlemek için damara tuzlu su veriliyordu. Kan verme işlemi 1915'te henüz uygulanmıyordu.
Ameliyatlar: Ameliyat ciddi bir karardı. Enfeksiyon riski yüksekti ve ameliyat donanımı yeterli değildi. Donanma hastanelerine ya da sahra hastanelerine gidebilenler şanslıydı. Omurga, kafa va karın yaralanmalarının çoğu ölümle sonuçlanıyordu. Çankkale Savaşı'nın en büyük belalısı enfeksiyondu.
Göğüs yaralanmaları: En iyi tedavi yaralıyı kendi haline bırakmaktı. Özellikle akciğer yaralanmalarında yarayı açmak, temizlemek ve kapatmak çok tehlikeliydi. Kendi haline bırakılan yaralılar, iç kanama ve şoktan ölüyordu.
Karın yaralanmaları: Çok fazla kişi hayatını bu yüzden kaybetti.
Kol ve bacakların kesilmesi: Önce morfin veriliyordu, şok riskini azaltmak için damardan tuzlu su verilerek kesme işi başlıyordu.
Kaynak: http://www.aksam.com.tr/ar
Bir Destandır Çanakkale
Burak AZAKLILI
Burak AZAKLILI
Kızının doğduğunu cephedeyken öğrenmişti. Yavrusunu görmesi için izin verildi. Ancak o, vazifeyi her hazzın üstünde tuttu. Gözleri kızını görecekken, düşmanı takip etti. Yeni doğan bebeğini göremeden adını mektupla koyan babaların düşmanla çarpıştığı yerdir Çanakkale.
Düşman bütün hazırlıklarını yapmış, 18 Mart'ın ikindi çayını Marmara sularında içmeyi plânlamıştı. Bunun için Boğaz'ın sularını hemen her damlasına kadar taramış, dökülen bütün mayınları toplamıştı. 17 Mart günü hazırlanan raporda Boğaz artık temiz gözüküyordu. Aynı günün gecesi ise, tuzak kuranların tuzaklarını ters yüz eden, tuzakların en hayırlısını kuran Küllî İrade'nin Sahibi, görünenlerin arasından görünmeyen Nusrat'ı yüzdürmüş, İsmail Hakkı Efendi'ye kalan son 26 mayını döşetmişti. Boğaz'ın serin sularında her gece yarısı düşmana görünmeden yüzen Nusret Mayın Gemisi'nin demir attığı yerdir Çanakkale.
"Ağır adımlarla sınıfın merdivenlerini çıkmaktaydı. Her gün seslerini sınıfın kapısına yaklaştığında duymaya alışık olan Ahmet Fevzi Bey sınıftan hiçbir sesin gelmediğini fark etti. İçeriye girdiğinde sınıfın boş olduğunu gördü; masasına doğru ilerlediğinde tahtadaki yazıyı fark etti. Tahtada: 'Hocam biz hep beraber karar verdik ve Çanakkale'ye gidiyoruz sizi de orada bekliyoruz. Hakkınızı helâl edin! Allahaısmarladık!' yazıyordu.
Ahmet Fevzi Bey'in kanı donmuş, son bir solukla kendisini dışarı atmıştı. Gözlerinden sicim gibi yaşlar akmaktaydı. Artık onun da İstanbul'da durmasının bir mânâsı kalmamıştı. İstikamet belliydi Çanakkale."* 1915'te birçok okulumuzda buna benzer durumlar yaşanmıştı ve o sene bu okullarımız mezun verememişti. Öğretmenlerin talebeleriyle kavuşup gülle yağmurlarının altında onları mezun ettikleri yerdir Çanakkale.
Gemiler şafakla birlikte harekete geçmişti, bataryalarımızın üstüne tonlarca mermi yağmakta, gemiler âdeta kan kusmaktaydı. Askerlerimiz ise, sabırla sıranın kendilerine gelmesini beklemekteydi. Bekleyenlerden biri de, atılan mermilerle alt-üst olan Mecidiye Tabyası'nın Onbaşısı Koca Seyid'di. Kullandıkları bataryanın vinç sistemi bozulmuş, 275 kg mermiyi topa yüklemek için kaldırma imkânı kalmamıştı. Koca Seyid, önünden geçen Ocean Zırhlısı'nı gözüne kestirmişti. Göz göre göre geçemezdi düşman buradan. Koca Seyid âdeta kollarıyla boğazı kesmeye hazırlanıyordu. Yere eğildi. Kımıldatılması dahi zor olan son mermiyi açık bir İlâhî nusret ile kaldırarak topun namlusuna sürdü ve ateşledi; gemi sanki kaşının ortasından vurulmuştu. Artık savaşın seyri değişecekti. Birkaç kişi kaldıkları tabyada, âdeta toprak altından dirilen, mağrur düşmanın gemisine geçit vermemek için, sadece koca mermiyi değil, gerektiğinde bütün Gelibolu'yu tek başına kaldıracak olan Koca Seyid'in, âbideleştiği yerdir Çanakkale.
Hamilton 18 Mart günü denizden geçemeyeceğini anlamış, bütün plânlarını değiştirmek zorunda kalmıştı. Artık her gün asker yığıyordu Gelibolu'ya. Dünyanın dört bir yanından askerler Çanakkale'ye akın etmekte, hançerlerini Osmanlı'nın kalbine saplamak için çekmekteydiler. Haksızca, zalimce, kinle çekilmiş hançerlerin, hedefine ulaşamadan kırıldığı yerdir Çanakkale.
Hamilton, çıkartma yapılacak koyları harita üzerinde işaretlemiş, ertesi günü beklemekteydi. 25 Nisan sabahı şafakla beraber emir verildi. Gemiler işaretlenen koyları ara vermeden dövüyorlardı, tek bir canlının yaşamasına tahammülleri yoktu. Seddülbahir, Ertuğrul Koyu, Alçıtepe âdeta yanıyordu. Düşen her mermi Mehmetçiğin avucunda söndürülüyordu. Fennin, teknolojinin yetmediği, her metrekaresinde 6.000 merminin söndürüldüğü yerdir Çanakkale.
Yanan Ertuğrul Koyu'nun gerçek sahipleri, bu amansız top yağmurunun dineceği ânı iple çekiyorlardı. Nihayet saatlerdir devam eden ateş son bulmuş, çıkartma gemileri Ertuğrul Koyu'na demirlemişti. Şimdi sıra Yahya Çavuş ve yiğitlerindeydi. Sahile yaklaşan ilk düşman askerleri artık tepeden gözüküyordu ki, işte o ân kıyamet koptu. Askerlerimizin bulunduğu tepe alevden bir sel hâline dönüşmüş, önüne kattığı her şeyi denizin dibine sürüklemekteydi. Sahile çıkmak isteyenlerin bu selden kurtulmalarına imkân gözükmüyordu. Bir ara Yahya Çavuş'un sesi duyuldu: "Mermilerinizi sakın boşa harcamayın. Bir mermiyle iki kişi vurmaya çalışın."
Yahya Çavuş ve arkadaşları, akşama kadar düşmana nefes aldırmamış, düşmanın rahatlıkla çıkacağını zannettiği tepeyi onlar için bir cehenneme çevirmişti. Düşman orada sadece 63 kişi olduğundan habersiz, koca bir alayla savaştığını zannediyordu. Akşam olduğunda, tepedeki siperden artık mermi sesi duyulmaz olmuştu. Bir bölüğün bir alay gibi vuruştuğu, Yahya Çavuş ve askerlerinin Allah'a kavuştuğu yerdir Çanakkale.
Çok uzak yerlerden -Hindistan'dan- yola çıkmışlardı; maksatları Osmanlı'ya yardım etmekti. İngilizler onları kandırmış, hain bir plânın parçası olarak Osmanlı'nın karşısına çıkarmıştı. Saldırı emri siperlerde bir defa daha yankılanmış, askerler siperlerinden ok gibi fırlayıp göğüs göğüse kıyasıya bir mücadeleye başlamıştı.
Âsım, yerde boğaz boğaza mücadele ettikten sonra öldürdüğü düşmanın cansız vücudundaki garip şişkinliği fark etti. Elini gömleğinden içeriye soktu ve hiç yabancısı olmadığı bir şeyi çıkarttı. Soluk alması değişmiş, dudakları kurumuştu. Elindeki, uğruna canların feda edildiği, hepsinin canlarından çok sevdikleri Kur'ân-ı Kerîm'di. Her şeyi anlamış, kardeşinin cansız bedenine kapanarak ağlamaya başlamıştı. Hain oyunların oynandığı, kardeşin kardeşe vurdurulduğu yerdir Çanakkale.
Kurban bayramıydı. Bütün alay, bayram namazı için bir araya gelmiş, sükûnetle bayram hutbesini dinliyordu. Namaz kılındı, herkes tertemiz bir hâlde birbirleriyle bayramlaştı. Bu, birçoğunun dünyadaki son bayramlaşmasıydı. Dünya tarihinin en şanlı alayı (57. Osmanlı Piyade Alayı) kurban bayramının birinci günü, alay komutanından saka erine kadar Hakk'a yürüdü; güneş battığında bütün alay şehit olmuştu. Dünya tarihinin en şanlı alayının en büyük bayramı yaşadığı yerdir Çanakkale.
Siperler arası mesafe yer yer sekiz metre. Ölüm muhakkak; ancak müthiş bir teslimiyet ve tevekkül var. Her dakikaya, her metrekareye bir şehit düşmekte, mermi mermiyle çarpışmaktadır. Conkbayırın'da, Anafartalar'da, Arıburnu'nda, Bombasırtı'nda, Zığındere'de kimi on beş, kimi on altı yaşındaki er oğlu erler bir bir toprağa düşmektedir. Toprağın bağrında binlerce çiçek açmaktadır. Bu en güzel çiçeklerden birinin mektubu, açtığı günün ardından gelir anasına: "Oğul, arkadaşların saçındaki kınayı merak ederlermiş. Neden annen seni buraya gönderirken saçına kına yakmış derlermiş. Oğul söyle onlara, herkes duysun! Herkes öğrensin! Ben seni vatanımıza, Allah'ımıza kurban seçtim, o yüzden saçını kınalayıp gönderdim." Her adımında binlerce Kınalı Hasan'ın, Ali'nin, Mehmet'in yattığı yerdir Çanakkale.
"Eller tutmasa da
Gözler görmese de
Kulaklar işitmese de
Bir neslin vatanı beklediği yerdir Çanakkale."
*Mustafa Necati Sepetçioğlu, Geldiler, İrfan Yay., İst., 1998.
Kaynak: http://www.sizinti.com.tr
Ankara - İstiklal Marşı'nın şairi Mehmet Akif Ersoy'un "Çanakkale Şehitlerine" şiirinde "ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker" diye seslendiği Çanakkale şehitlerinin yazdığı destan, bir müzikli oyunla sahneye gelecek. Ankara Devlet Opera ve Balesi'nin yeni eseri "Çanakkale'de Zaman", Çanakkale Deniz Zaferi'nin 94. yıl dönümü olan 18 Mart Çarşamba günü seyirciyle buluşacak.
Murat Göksu'nun yazıp yönettiği bir perdelik müzikli oyun, askerlerin anısına koyduğu karanfillerin önünde, bir genç kızın Çanakkale'de savaşmak için topraklarından kopup gelen yabancı askerlere seslenişiyle başlıyor. Eser, Çanakkale'de yazılan destandan özgür ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna kadar süren şanlı mücadeleyi konu alıyor.
Eserde Ahmet Adnan Saygun'un "Yunus Emre Oratoryosu" ve "Eski Üslupta Kantat" adlı eserlerinden seçmelerin yanı sıra, sözleri Murat Göksu, besteleri Selman Ada ve Orhan Şallıel'e ait yapıtlardan bölümler de seslendiriliyor.
Dekor ve kostümlerini İsmail Dede'nin hazırladığı yapıtın ışık düzeni Fuat Gök'ün imzasını taşıyor. Piyanist Aylin Özuğur'un sanatçılara eşlik ettiği yapıtta, Görkem Ezgi Yıldırım, Bilge Yılmaz, Meryem Dolunay Dilek, Barış Yanç, Serhat Konukman, İnanç Makinel, Cem Beran Sertkaya ile Özgür Savaş Gençtürk rol alıyor.
Kaynak : Anadolu Ajansı
Murat Göksu'nun yazıp yönettiği bir perdelik müzikli oyun, askerlerin anısına koyduğu karanfillerin önünde, bir genç kızın Çanakkale'de savaşmak için topraklarından kopup gelen yabancı askerlere seslenişiyle başlıyor. Eser, Çanakkale'de yazılan destandan özgür ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna kadar süren şanlı mücadeleyi konu alıyor.
Eserde Ahmet Adnan Saygun'un "Yunus Emre Oratoryosu" ve "Eski Üslupta Kantat" adlı eserlerinden seçmelerin yanı sıra, sözleri Murat Göksu, besteleri Selman Ada ve Orhan Şallıel'e ait yapıtlardan bölümler de seslendiriliyor.
Dekor ve kostümlerini İsmail Dede'nin hazırladığı yapıtın ışık düzeni Fuat Gök'ün imzasını taşıyor. Piyanist Aylin Özuğur'un sanatçılara eşlik ettiği yapıtta, Görkem Ezgi Yıldırım, Bilge Yılmaz, Meryem Dolunay Dilek, Barış Yanç, Serhat Konukman, İnanç Makinel, Cem Beran Sertkaya ile Özgür Savaş Gençtürk rol alıyor.
Kaynak : Anadolu Ajansı
Çanakkale Zaferi’ni kutluyoruz
18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi'nin 94. yıldönümü ve Şehitleri Anma Günü etkinlikleri başlıyor. Zafer Haftası etkinlikleri Çimenlik Kalesi'nde yapılacak açılış töreniyle başlayacak. Günün anlam ve önemi ile ilgili yapılacak konuşmaların ardından tören sona erecek. Aynı gün saat 14.00’de İbrahim Bodur Girişimcilik Merkezi’nde “Çanakkale Savaşları” konulu film gösterimi düzenlenecek. 13 Mart günü saat 10.00'da ise Cumhuriyet Meydanı’nda Zafer Koşusu start alacak. Koşu 18 Mart Çarşamba günü Ankara'da sona erecek. Zafer Haftası etkinlikleri kapsamında 14 Mart günü saat 10.00’da Badminton 18 Mart Zafer Turnuvası düzenlenecek. Aynı gün olimpik yüzme havuzunda ise 18 Mart Deniz Zaferi yüzme yarışları yapılacak. Saat 11.00’de de Belediyespor merkezinde briç turnuvası düzenlenecek. 15 Mart günü saat 10.00’da Spor Salonu’nda güreş müsabakaları gerçekleştirilecek. Aynı gün saat 20.00’de Süleyman Demirel Konferans Salonu’nda ÇOMÜ ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Eğitim Fakülteleri Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalı koroları konseri yapılacak. 16 Mart günü saat 10.00’da Kumkale Şehitliği’nde 12. Ergin İzci yürüyüşü düzenlenecek. Aynı gün saat 10:00’da Süleyman Demirel Konferans Salonu’nda "Çanakkale 1915’e sahip çıkabilmek" konulu panel yapılacak. Saat 14.00’de Eceabat Namazgah tabyalarında ebru sergisi, saat 14.00’de Su Ürünleri Fakültesi Piri Reis Deniz Müzesi’nde "Sualtından Türkiye" konulu belgesel gösterimi düzenlenecek. 17 Mart günü saat 10.00’da Süleyman Demirel Konferans Salonu’nda Çanakkale Deniz Zaferi paneli, saat 12.00’de Kazdağları’nda Çanakkale şehitleri anma tırmanışı, 20.30’da da 90. Yıl Gösteri Merkezi’nde İstanbul Devlet Modern Folk Müziği Topluluğu konseri yapılacak.
18 Mart Günü yapılacak törenler ise, il merkeziyle Gelibolu Tarihi Milli Parkı'nda gerçekleştirilecek. Sabah Cumhuriyet Meydanı'ndaki Atatürk Anıtı'na çelenklerin konulmasının ardından saat 10.00'da 18 Mart Stadyumu'ndaki kutlama törenleri başlayacak. Mehteran bölüğünün gösterisinin ardından günün anlam ve önemine ait konuşmalar yapılıp, şiirler okunacak. Resmi geçitle program sona erecek. Aynı gün öğle saatlerinde kordon boyunda ise Türk Yıldızları Akrotim Filosu bir gösteri uçuşu yapacak. İl merkezindeki törenlerin ardından Şehitler Abidesi'nde ikinci bir tören düzenlenecek. Şehitlikte saat 13.30’de başlayacak ikinci törende ise günün anlam ve önemi ile ilgili konuşmalar yapılacak. Törenlere Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın yanı sıra çok sayıda bakanın da katılacağı öğrenildi.
Kaynak: http://www.medyayenigun.co m.tr/
18 Mart Günü yapılacak törenler ise, il merkeziyle Gelibolu Tarihi Milli Parkı'nda gerçekleştirilecek. Sabah Cumhuriyet Meydanı'ndaki Atatürk Anıtı'na çelenklerin konulmasının ardından saat 10.00'da 18 Mart Stadyumu'ndaki kutlama törenleri başlayacak. Mehteran bölüğünün gösterisinin ardından günün anlam ve önemine ait konuşmalar yapılıp, şiirler okunacak. Resmi geçitle program sona erecek. Aynı gün öğle saatlerinde kordon boyunda ise Türk Yıldızları Akrotim Filosu bir gösteri uçuşu yapacak. İl merkezindeki törenlerin ardından Şehitler Abidesi'nde ikinci bir tören düzenlenecek. Şehitlikte saat 13.30’de başlayacak ikinci törende ise günün anlam ve önemi ile ilgili konuşmalar yapılacak. Törenlere Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın yanı sıra çok sayıda bakanın da katılacağı öğrenildi.
Kaynak: http://www.medyayenigun.co
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ ' NE
Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...
Hani tauna da zuldür bu rezil istila...
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?
Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;
“O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.
Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...
Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyetler eder istiab.
“Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif ERSOY
-------------------------- -------------------------- -------------------------- --
DUMLUPINAR İNSANINA
Sayende yaşayanlar, bugün sana kul, şehit!
Seni görmeye geldik, kalk, doğrul, meçhul şehit!
Kımıldan, yaklaş bize ve bağrımıza yaslan!
Her yiğitin gönlünde yatar, derler bir arslan,
Hepimizin gönlünde şimdi bir MEHMETÇiK var.
Çok mu bu çoraklara getirmişsek bir bahar?..
Fani vecdi değil bu eskimiş bir masalın.
Sana gökte değecek gibi şimdi her alın,
Tabutunu taşıyor gibi şimdi her omuz,
17 milyon birden alnından öpüyoruz.
Birimizde yok artık gündelik kaygı, çalım...
Mehmetçik, kalk Mehmetçik! Yüzünü tanıyalım.
Kalk, zevkimiz, Türklüğü bir yüzde görmek olsun,
Kalk, Tarih, Tanrı birden dirilsin, gerçek olsun...
Bozkır, herzemankinden alımlı, zorlu, sıcak,
Nerdeyse ruhun tütüp topraklardan çıkacak.
Kimse can vermemiştir zevkini tada tada,
Bu kadar engin, temiz, mukaddes bir maksada.
Bir insanken bütün bir vatan olmak, ölüşün,
Teninden silkindiğin eşsiz sabahı düşün.
Bir topun ağzı ufuk, gülle güneşin adı,
O sabah artık güneş bir ufuktan doğmadı.
Dumlupınar'sız kalan İstiklâl, sakat-yarı,
Dumlupınarlar millet yapacak yığınları.
İstenince yerini doldurmak maksadımız,
Bugün Mehmetçik bizim müşterek soyadımız.
Dumlupınarlar'dayız biz bugün de yarın da,
Yaşayan Mehmetçiğiz dâvanın saflarında.
Sen nasıl ulaştınsa ilk hedef Akdeniz'e,
Ve nasıl getirdinse dünyayı orda bize.
Şehit asker!.. Bizde de aynı hamle, aynı hız,
Sana lâyık bir vatan yapmak dâvâsındayız.
Behçet Kemal ÇAĞLAR
-------------------------- -------------------------- -------------------------- --
ÇANAKKALE
Övün, ey Çanakkale, cihan durdukça övün!
Ömründe göstermedin bin düşmana bir düğün.
Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün,
Başına yüz milletin üşüştüğü yersin!
Sen savaşa girince mızrakla, okla, yayla,
Karşına çıktı düşman çelikten bir alayla.
Sen topun donanmayla, tüfeğin bataryayla,
Neferin ordularla boy ölçüştüğü yersin!
Nice tüysüz yiğitler yılmadı cenk devinden,
Koştu senin koynuna çıkar çıkmaz evinden,
Sen onların açtığı bayrağın alevinden,
Kaç bayrağın tutuşup yere düştüğü yersin!
Bir destana benziyor senin bugünkü halin,
Okurken duyuyorum sesini ihtilalin.
Övün, ey Çanakkale ki, Sen Mustafa Kemal’in
Yüz milletle yüz yüze ilk görüştüğü yersin!
Faruk Nafiz Çamlıbel
-------------------------- -------------------------- -------------------------- --
İSTİKLAL ORDUSU ŞEHİTLERİNE
Düne kadar en vakur ölümlere güldünüz,
Bugün bütün milletin gönlüne gömüldünüz,
Rahat rahat uyuyun son aşiyanınızda.
Artık ne gözünüzde köy dönmek emeli,
Ne yaranızı saran ince bir kadın eli,
Belki arkanızda yok bir ağlayanınız da.
Varsın dolu bulunsun bin elemle göğsünüz;
Siz, Tanrı’nı n övdüğü kullardan büyüksünüz;
Zemzem kutsiyeti var her damla kanınızda.
Fani akislerini kaybeden sesleriniz.
En mağrur alınlara diyebilirler: Eğil!
Edebiyyet en küçük payedir yanınızda.
Çünkü hürriyet için söndü nefesleriniz,
Yâdınıza yabancı badiyelerde değil,
Ana vatanınızda, ana vatanınızda...
Kemaleddin KAMU
Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...
Hani tauna da zuldür bu rezil istila...
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?
Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;
“O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.
Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...
Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyetler eder istiab.
“Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif ERSOY
--------------------------
DUMLUPINAR İNSANINA
Sayende yaşayanlar, bugün sana kul, şehit!
Seni görmeye geldik, kalk, doğrul, meçhul şehit!
Kımıldan, yaklaş bize ve bağrımıza yaslan!
Her yiğitin gönlünde yatar, derler bir arslan,
Hepimizin gönlünde şimdi bir MEHMETÇiK var.
Çok mu bu çoraklara getirmişsek bir bahar?..
Fani vecdi değil bu eskimiş bir masalın.
Sana gökte değecek gibi şimdi her alın,
Tabutunu taşıyor gibi şimdi her omuz,
17 milyon birden alnından öpüyoruz.
Birimizde yok artık gündelik kaygı, çalım...
Mehmetçik, kalk Mehmetçik! Yüzünü tanıyalım.
Kalk, zevkimiz, Türklüğü bir yüzde görmek olsun,
Kalk, Tarih, Tanrı birden dirilsin, gerçek olsun...
Bozkır, herzemankinden alımlı, zorlu, sıcak,
Nerdeyse ruhun tütüp topraklardan çıkacak.
Kimse can vermemiştir zevkini tada tada,
Bu kadar engin, temiz, mukaddes bir maksada.
Bir insanken bütün bir vatan olmak, ölüşün,
Teninden silkindiğin eşsiz sabahı düşün.
Bir topun ağzı ufuk, gülle güneşin adı,
O sabah artık güneş bir ufuktan doğmadı.
Dumlupınar'sız kalan İstiklâl, sakat-yarı,
Dumlupınarlar millet yapacak yığınları.
İstenince yerini doldurmak maksadımız,
Bugün Mehmetçik bizim müşterek soyadımız.
Dumlupınarlar'dayız biz bugün de yarın da,
Yaşayan Mehmetçiğiz dâvanın saflarında.
Sen nasıl ulaştınsa ilk hedef Akdeniz'e,
Ve nasıl getirdinse dünyayı orda bize.
Şehit asker!.. Bizde de aynı hamle, aynı hız,
Sana lâyık bir vatan yapmak dâvâsındayız.
Behçet Kemal ÇAĞLAR
--------------------------
ÇANAKKALE
Övün, ey Çanakkale, cihan durdukça övün!
Ömründe göstermedin bin düşmana bir düğün.
Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün,
Başına yüz milletin üşüştüğü yersin!
Sen savaşa girince mızrakla, okla, yayla,
Karşına çıktı düşman çelikten bir alayla.
Sen topun donanmayla, tüfeğin bataryayla,
Neferin ordularla boy ölçüştüğü yersin!
Nice tüysüz yiğitler yılmadı cenk devinden,
Koştu senin koynuna çıkar çıkmaz evinden,
Sen onların açtığı bayrağın alevinden,
Kaç bayrağın tutuşup yere düştüğü yersin!
Bir destana benziyor senin bugünkü halin,
Okurken duyuyorum sesini ihtilalin.
Övün, ey Çanakkale ki, Sen Mustafa Kemal’in
Yüz milletle yüz yüze ilk görüştüğü yersin!
Faruk Nafiz Çamlıbel
--------------------------
İSTİKLAL ORDUSU ŞEHİTLERİNE
Düne kadar en vakur ölümlere güldünüz,
Bugün bütün milletin gönlüne gömüldünüz,
Rahat rahat uyuyun son aşiyanınızda.
Artık ne gözünüzde köy dönmek emeli,
Ne yaranızı saran ince bir kadın eli,
Belki arkanızda yok bir ağlayanınız da.
Varsın dolu bulunsun bin elemle göğsünüz;
Siz, Tanrı’nı n övdüğü kullardan büyüksünüz;
Zemzem kutsiyeti var her damla kanınızda.
Fani akislerini kaybeden sesleriniz.
En mağrur alınlara diyebilirler: Eğil!
Edebiyyet en küçük payedir yanınızda.
Çünkü hürriyet için söndü nefesleriniz,
Yâdınıza yabancı badiyelerde değil,
Ana vatanınızda, ana vatanınızda...
Kemaleddin KAMU









