Çanakkale Kahramanları: Tarihin Seyrini Değiştiren Destan Çanakkale
Tarihin Seyrini Değiştiren Destan Çanakkale
18 Mart, Birinci Dünya Savaşı'nda, 7 düvelin üzerine çullandığı "hasta adam" denilen Osmanlı'nın inançla nasıl zafer kazanılacağının tarihi... Çanakkale Deniz Zaferi'nin 94. yıldönümü...
''...Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor/Bir hilal uğruna, ya Rab, ne Güneşler batıyor/Ey bu topraklar için toprağa düşmüş, asker/Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer/Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i/Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi''. Mehmet Akif Ersoy'un, yazıldığı tarihten bugüne kadar bütün nesillere Çanakkale Savaşı'nın heyecanını yaşatan bu şiiri, bir milletin üstün cesaret destanını anlatıyor.
18 Mart "Deniz zaferi"
18 Mart, Birinci Dünya Savaşı içinde ayrı bir özelliği olan, tarihin seyrini değiştiren, yaşamak hakkına şerefi ile ulaşan bir milletin kahramanlık destanının yazıldığı tarihin, Çanakkale Deniz Zaferi'nin 94. yıldönümü... İngiliz ve Fransız ortak saldırılarına karşı savaşılan bu cephede cereyan eden muharebeler, denizden ve karadan olmak üzere yaklaşık bir yıl sürdü. Çok şiddetli çarpışmalar oldu, Türkler canları pahasına büyük bir zafer kazandı. Çanakkale Savaşları'nda 18 Mart Deniz Zaferi'nin ise önemli bir yeri bulunuyor. 18 Mart, yersiz bir gururun Karanlık Liman'da boğuluşunun tarihlere kaydedildiği gün oldu. Türk denizcilerinin ve topçularının hedefini şaşmayan çelik yumruğu, bu zaferin kazanılmasında başlıca rolü oynadı.
Ne liman, ne de fabrika vardı...
1914'te Osmanlı, yorgun ve halsizdi, Avrupalılar'ın deyimiyle ''hasta adamdı''. Birinci Dünya Savaşı'na girecek durumda değildi. Yeni çıktığı Balkan Savaşı'nın yaralarını saracak zaman bile bulamamıştı. 1911 Trablusgarp ve 1913 Balkan muharebeleri yenilgileri, Osmanlı'nın adeta belini bükmüştü. Koca imparatorluk, çağın, sanayi devriminin çok gerilerinde kalmış, zengin Avrupalılar'ın ''kapitülasyon'' denilen ekonomik ve mali boyunduruğu altında ezikti. Ülkede ne sanayi denebilecek bir tesis, ne de tam anlamıyla yapılan bir tarım vardı. Gaz yağından iğnesine, silahından mermisine her şey için dışa bağımlı olan memlekette ne düzgün bir yol, ne bir liman, ne de fabrika vardı.
Osmanlı'nın savaşa girişi
Dünya Savaşı kapıdayken Osmanlı devleti, çöküşüne zemin hazırlayacak bu savaşa girmek üzereydi. Her ne kadar Osmanlı yönetimi ve özellikle savaşa taraftar olmayan Sadrazam Halim Paşa, Maliye Nazırı Cavid Bey ve diğer üyeleri, yapılan anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu iddia etseler de Almanya, hemen ertesi günü Osmanlı'ya savaşa girme zemini hazırlamaya başladı. 3 Ağustosta Fransa'ya ve sömürgelerine karşı faaliyet için Akdeniz'de bulunan Goben ve Breslav zırhlılarına hemen İstanbul'a gitme emri verildi. İngilizlerin peşinden geldiği gemiler önce İzmir'e, 10 Ağustos'ta da Çanakkale'ye geldi. Hükümetin bilgisi haricinde Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın özel izniyle boğazlardan geçti. Gemiler geçtikten sonra İtilaf Devletleri yaptıkları tarafsızlık anlaşmalarına göre, gemilerin 24 saat zarfında Türk karasularından çıkarılmasını ya da hemen silahlarından arındırılması gerektiğini bildirerek, Osmanlı hükümetini protesto etti. Hükümet, bunun üzerine Halil Menteşe Bey'in teklifiyle gemileri satın aldı. Gemiler boğazdan geçtikten sonra mürettebatı, fes giyerek, sanki Türk donanmasının denizcileriymiş gibi davranıyordu. 29 Ekim tarihinde Goben ve Breslav Karadeniz'e açılarak Odessa Sivastopol ve Navrossis'deki Rus tahkimatını bombardıman etti. Bunun üzerine 30 Ekim'de İngiliz ve Fransızlar da Türkiye'ye karşı harekete geçti.
Osmanlı savaşta
Rus limanları bombardıman edildikten sonra Rusya, fiilen 31 Ekim'de Doğu Beyazıt'ın kuzeyinden sınırı geçti, İngilizler de ertesi gün Akabe'yi bombaladı. 3 Kasımda Rusya, 5 Kasımda Fransa ve İngiltere Osmanlı'ya savaş ilan etti. Türklerin, boğazda yeterli savunma gücü yoktu. Çünkü Almanlar boğazın zorlanacağını düşünmediklerinden burada bulunan 32 bataryayı 22'ye indirmişlerdi. İngiliz gemilerinin boğazda görülmesinin ardından Türk cephesi%
''...Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor/Bir hilal uğruna, ya Rab, ne Güneşler batıyor/Ey bu topraklar için toprağa düşmüş, asker/Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer/Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i/Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi''. Mehmet Akif Ersoy'un, yazıldığı tarihten bugüne kadar bütün nesillere Çanakkale Savaşı'nın heyecanını yaşatan bu şiiri, bir milletin üstün cesaret destanını anlatıyor.
18 Mart "Deniz zaferi"
18 Mart, Birinci Dünya Savaşı içinde ayrı bir özelliği olan, tarihin seyrini değiştiren, yaşamak hakkına şerefi ile ulaşan bir milletin kahramanlık destanının yazıldığı tarihin, Çanakkale Deniz Zaferi'nin 94. yıldönümü... İngiliz ve Fransız ortak saldırılarına karşı savaşılan bu cephede cereyan eden muharebeler, denizden ve karadan olmak üzere yaklaşık bir yıl sürdü. Çok şiddetli çarpışmalar oldu, Türkler canları pahasına büyük bir zafer kazandı. Çanakkale Savaşları'nda 18 Mart Deniz Zaferi'nin ise önemli bir yeri bulunuyor. 18 Mart, yersiz bir gururun Karanlık Liman'da boğuluşunun tarihlere kaydedildiği gün oldu. Türk denizcilerinin ve topçularının hedefini şaşmayan çelik yumruğu, bu zaferin kazanılmasında başlıca rolü oynadı.
Ne liman, ne de fabrika vardı...
1914'te Osmanlı, yorgun ve halsizdi, Avrupalılar'ın deyimiyle ''hasta adamdı''. Birinci Dünya Savaşı'na girecek durumda değildi. Yeni çıktığı Balkan Savaşı'nın yaralarını saracak zaman bile bulamamıştı. 1911 Trablusgarp ve 1913 Balkan muharebeleri yenilgileri, Osmanlı'nın adeta belini bükmüştü. Koca imparatorluk, çağın, sanayi devriminin çok gerilerinde kalmış, zengin Avrupalılar'ın ''kapitülasyon'' denilen ekonomik ve mali boyunduruğu altında ezikti. Ülkede ne sanayi denebilecek bir tesis, ne de tam anlamıyla yapılan bir tarım vardı. Gaz yağından iğnesine, silahından mermisine her şey için dışa bağımlı olan memlekette ne düzgün bir yol, ne bir liman, ne de fabrika vardı.
Osmanlı'nın savaşa girişi
Dünya Savaşı kapıdayken Osmanlı devleti, çöküşüne zemin hazırlayacak bu savaşa girmek üzereydi. Her ne kadar Osmanlı yönetimi ve özellikle savaşa taraftar olmayan Sadrazam Halim Paşa, Maliye Nazırı Cavid Bey ve diğer üyeleri, yapılan anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu iddia etseler de Almanya, hemen ertesi günü Osmanlı'ya savaşa girme zemini hazırlamaya başladı. 3 Ağustosta Fransa'ya ve sömürgelerine karşı faaliyet için Akdeniz'de bulunan Goben ve Breslav zırhlılarına hemen İstanbul'a gitme emri verildi. İngilizlerin peşinden geldiği gemiler önce İzmir'e, 10 Ağustos'ta da Çanakkale'ye geldi. Hükümetin bilgisi haricinde Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın özel izniyle boğazlardan geçti. Gemiler geçtikten sonra İtilaf Devletleri yaptıkları tarafsızlık anlaşmalarına göre, gemilerin 24 saat zarfında Türk karasularından çıkarılmasını ya da hemen silahlarından arındırılması gerektiğini bildirerek, Osmanlı hükümetini protesto etti. Hükümet, bunun üzerine Halil Menteşe Bey'in teklifiyle gemileri satın aldı. Gemiler boğazdan geçtikten sonra mürettebatı, fes giyerek, sanki Türk donanmasının denizcileriymiş gibi davranıyordu. 29 Ekim tarihinde Goben ve Breslav Karadeniz'e açılarak Odessa Sivastopol ve Navrossis'deki Rus tahkimatını bombardıman etti. Bunun üzerine 30 Ekim'de İngiliz ve Fransızlar da Türkiye'ye karşı harekete geçti.
Osmanlı savaşta
Rus limanları bombardıman edildikten sonra Rusya, fiilen 31 Ekim'de Doğu Beyazıt'ın kuzeyinden sınırı geçti, İngilizler de ertesi gün Akabe'yi bombaladı. 3 Kasımda Rusya, 5 Kasımda Fransa ve İngiltere Osmanlı'ya savaş ilan etti. Türklerin, boğazda yeterli savunma gücü yoktu. Çünkü Almanlar boğazın zorlanacağını düşünmediklerinden burada bulunan 32 bataryayı 22'ye indirmişlerdi. İngiliz gemilerinin boğazda görülmesinin ardından Türk cephesi%


